NEDEN ŞEYTANSIZ YAPAMIYORUZ?

“Şeytana uymayan Müslümanlardan olalım…”

Devil-or-Angel

Halk arasında söylenegelmiş bir deyimdir. “Şeytanınız bol olsun!..” Özellikle şans oyunları, şansa ihtiyacı olanlar için söylenen bir sözdür. Ben ise yazımda şeytanla yaşanılan, şeytansız yapamadığımız durumları anlatmaya çalışacağım.

ALLAH hepimizin yardımcısı olsun.

*

Zühruf Suresi 36 – 37. Ayetler: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin halâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

ALLAH’ın Zikrini, Kur’an’ını görmezden gelenlerin düşeceği durumu hatırlatıyor bizlere bu ayetler. ALLAH’ın Kitabını bir tarafa koyup bir takım evliyanın (velilerin) peşinden gidenler için Rab’bim ne diyor, hatırlayalım…

A’raf Suresi 3. Ayet: Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

Rab’bim onlarca ayetinde soruyor… “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye… Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce ALLAH onlarca ayetinde “yalnızca bana kulluk edin” diyor. Ben bu ayetlerden sadece bir tanesini hatırlatıyorum.

Enam Suresi 56. Ayet: De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım!” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”

Peygamberimiz yalnızca ALLAH’a kulluk edip diyor ki; “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.” Oysa bizler öyle mi yapıyoruz? Kula kulluk etmiyor muyuz? Dürüst olarak cevap verelim. Gerçekten yalnızca ALLAH’a mı kulluk ediyoruz? Hayır!.. Türbelerden kendimizi alamıyoruz. Evliyadan umudumuzu kesemiyorsak ben de diyorum ki;

Rab’bim onlarca ayetinde “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye soruyorsa ve bizler ise hala düşünmüyor, aklınızı kullanmıyorsak, ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce Rab’bimiz diyor ki,

Cin suresi 18. Ayet: Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.

Mescitler sadece ALLAH içinse; mevlitlerde, kandillerde mescitleri, camileri kimin için açıyorsunuz? Mevliti kim yazmış, söylemiş?.. Peygamberimiz hangi kandili kutlamış da bunlar  da ALLAH’tandır diyerek bize emanet bırakmış? Şayet Peygamberimizin de böyle bir emaneti yoksa bizler neden mevlitlerde, kul icadı kandillerde camilerimizi, mescitlerimizi açıyoruz? Hani mescitler sadece ALLAH içindi?

“Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?”  Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak  “şeytanımız bol olacak!..”

*

ALLAH, kendisinden başka kimseyi ilah edinmememizi istiyor ve ekliyor… Onları ALLAH’ı  sever gibi sevmememizi istiyor…

Bakara Suresi 165. Ayet: İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah’a eş tutarlar da onları Allah’ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah’a sevgide çok kararlı ve taşkındır. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah’ta bulunduğunu, Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler! 

Ali İmran Suresi 80. Ayet: Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?

Eğri oturup doğru söylemek gerekir. Pek çoğumuz bu ayetleri bilmiyor ve öylesine yanlışlar yapıyoruz ki, ALLAH cümlemizi affetsin.

Beş vakit ezandan bir tanesi okunuyor ve ezanın “eşhedüenne Muhammeden resulallah” kelimelerini duyduğumuzda, pek çoğumuz elimizi kalbimize götürüp peygamberimiz Muhammed’i yüceltme yarışına giriyoruz. Oysa ezanın başlamasıyla birlikte duyduğumuz “ALLAHU EKBER”i duyduğumuzda çoğumuzun kılı bile kıpırdamıyor. Özetlemek gerekirse (haşa) ALLAH’ı unuttuk ama peygamberimiz Muhammed’i hatırlamayı unutmadık!.. Neden böyle yapıyoruz hiç düşündük mü?

Düşünmedik! Çünki, ALLAH’ın ayetlerinden haberimiz yok!..

ALLAH’ın ayetlerinden haberi olup da ezanda Peygamberini unutmayıp ALLAH’I anmayı pas geçiyorsak, demek ki,  “Şeytanımız  bol olacak!..”

*

Yaptığımız en kötü işlerde sığındığımız ilk cümle “Şeytana uydum!” olur… Kimse de neden diye sormaz!  Oysa en çok sorgulamamız gereken bir savunma cümlesidir bu. Neden şeytana uydun? Cevabı yoktur bu sorunun… Cevap verecek kişi sadece yutkunur!

Konu ile ilgili o kadar çok örnek var ki, sadece bir örnekle geçiştireceğim.

Adam itiraf ediyor… “Anamın dizinden tahrik oluyorum.” diyor… Bir başkası; “Nefsime hakim olamadım… Şeytana uydum!” diyor.

Değerli kardeşim, “Elhamdülillah Müslümanım” diyorsan şeytana uymayacaksın!..

İlk nefesimizden son nefesimize kadar dünya hayatındaki sınavlarımızın en önemlilerindendir bu konu. Şeytanın bizler insanlar üzerinde en etkin olduğu konulardan birisidir.   Belki de şeytanın en sevdiği konudur.

Rab’bimizin, cinsiyet ayırmaksızın emrettiği iki ayetinin ilk cümlelerini hatırlayalım…

Nur Suresi 30. Ayet: Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

Nur Suresi 31. Ayet: Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar.

Yüce ALLAH yarattığı kullarına “bakışlarını yere indirsinler.” diye emrediyor.

Bizler ise ALLAH’ın emrini aklımıza getirmeyip bakışlarımızı yere indiremediğimizde mazeretimiz hazır!.. “Şeytana uydum!”

ALLAH’ın emrini unutup şeytana uyan kardeşim… “Şeytanın bol olacak!..”

*

Ayetleri bir kez daha hatırlayalım…

Zühruf Suresi 36. Ayet: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

Zühruf Suresi 37. Ayet: Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

*

Değerli kardeşlerim, biliyorum… Şeytanı bol bir yazı oldu.

Vurgulamak istediğim; ALLAH’ın kitabını okuyup anlamamız gerektiğini unutmamak ve tek rehberimiz olan bu Yüce kitaba göre yaşamak. ALLAH’ın berisinden velilere ve şeytana uymamak…

Yüce Rab’bimizin ayetlerini her zaman hatırlamak, şeytana uymamak, ALLAH’ın emrettiği dosdoğru yolundan ayrılmamak ve  hidayete ermek umuduyla…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“BEN ALLAH’IN YARDIMCISIYIM…”

Kuran2

10 yıl önce bu cümleyi çeşitli aile ve dost ortamlarında söylediğimde inanılmaz tepkiler almıştım. Onların da iman ettikleri Kitabı okuyup anlamalarını istediğim için gerekçesini söylememiştim. ‘Ben ALLAH’ın yardımcısıyım.’ dediğimde aşağıdaki benzer tepkileri sürekli almıştım.

“Sen iyi misin?”

“Tövbe de Fikret bey!.. Tövbe de!”

“Deme yahu!.. Abi ben seni Allah’ın elçisi zannediyordum!” diyenler oldu sırıtarak.

Din ile ilgili sohbet ortamlarında konu açılıpta bana bir şey sorulup bu cümleyi kullandığımda, İnanması zor ama dövülmeye yakın tartaklanmıştım. Biraz daha ileri gitseler inanın linç girişimi!.. Bazılarının o günlerde söylediği cümle;

“Utanmasa Peygamber olduğunu söyleyecek kafir!”

Onlara hep şu cümleyi söylüyordum… ”Duvara astığınız Kitabı açıp okuyun ve anlayın. O Kitabı duvardan indirmiyorsanız, o duvarı yıkın ve o Kitabı yine de okuyup anlayın!”

*

Geldik bu güne… On yıl sonra ben de değişen bir şey yok. Diğerlerinde de bir değişiklik olmadı. Aradan geçen on yılda her şey aynı.

“Ben ALLAH’ın yardımcısıyım.” diyorum hala… Karşımdakilerin neredeyse tamamı “Şeytan!” ya da “Kafir!”, “Zındık!” ve benzeri yakıştırmaları yapıyorlar. İçlerinden çoğu ”Tövbe etmezsen çarpılacaksın!” diyor.

On yıldır yalvararak söylediğim “İman ettim dediğiniz Kur’an-ı Kerim’i  okuyun ve anlayın.” hatırlatmamdan hemen hemen hiçbirisi ders almamış ki, hala bana küfrediyorlar.

Oysa ben yıllardır Kur’an-ı Kerim’den anlayabildiklerimi sürekli bu dostlarıma, çevreme ve inananlara iletmeye çalıştım. Onlara hep şunu söyledim. “Benim söylediklerime, yazdıklarıma inanmayın!.. Sadece ve sadece Kur’an-ı Kerim’i okuyun ve anlayın, O’na göre yaşayın.” dedim. Ama Yüce Allah’ın bana verdiği yardımcılık görevini yerine getirememişim ki bugün hala hocaların, velilerin peşinden koşuyorlar… Onların yazdıkları kitaplar ne derse onları yapıyorlar. Duvara astıkları Kitabın kapağını  açıp bakmamışlar bile!.. Okuyanlarda sırf okumuş olmak için okuyorlar… Anlamıyorlar Kur’an’ın ne dediğini. Ve ben bu durumun daha yüzyıllarca devam edeceğine, ‘iman ettim’ dediğimiz Kitabımızın daha yüzyıllarca duvardan inmeyeceğine inananlardanım. Peygamberimizin en büyük şikayeti de bu olmayacak mı?

Furkan Suresi 30. Ayet:

Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.” 

*

“Ben ALLAH’ın yardımcısıyım.”

Bana küfretselerde, beni assalarda, kesselerde bu düşüncem değişmeyecek!.. Yüce ALLAH’ın bu emrini son nefesime kadar söyleyecek ve Yüce ALLAH’ın ilminden alabildiğimi, iman eden kardeşlerime vermeye devam edeceğim.

“Ben ALLAH’ın yardımcısıyım.”

Bu cümle bana ve benim gibi iman eden bütün kardeşlerime “farz”… Tıpkı “namaz” gibi… Tıpkı “oruç” gibi… Tıpkı “zekat” gibi.

Yüce ALLAH nasıl söylüyor bizlere emrederken?

“Namazınızı kılın.”

“Orucunuzu tutun.”

“Zekatınızı verin.”

Onlarca ayetinde bu şekilde emretmiyor mu?

İman ettiğimiz Kitabımızın bir ayetinde de bizlere şöyle emrediyor Yüce ALLAH…

“ALLAH’IN  YARDIMCILARI  OLUN.”

Saff Suresi 14. Ayet:

Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?” demişti de, havariler: “Biz, Allah’ın yardımcılarıyız!” cevabını vermişlerdi. Bunun ardından, İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.”

*

İşte böyle değerli Kardeşlerim…

İman ettiğim Kitabımdan alabildiklerimi, doğruları ve yanlışları, siz değerli kardeşlerimle paylaşmak, bunları hatırlatmak Yüce ALLAH’ın bana emri. Yalnız ALLAH’a İman eden bir kul olarak bu benim görevim. Çünki;

“Ben ALLAH’ın yardımcısıyım.”

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

BİR  KİTAP  DAHA İNSEYDİ !..

Namaz.jpg

Hiç düşündük mü, Yüce ALLAH bir kitap daha indirseydi, Peygamberimiz Muhammed’in Müslüman kavmi olan bizler için bir şeyler söyler miydi? Söyleseydi ne söylerdi? Hiç düşündük mü?

Öncelikle hemen söylemeliyim… Tabii ki bir Kitap daha inmeyecek… Ve bir Peygamber daha gelmeyecek. Bunu hepimiz biliyoruz. İman ettiğimiz kitap böyle diyor. Yüce ALLAH, son Peygamber Muhammed’den sonra Peygamber gelmeyeceğini söylüyor.  Bu yazıyı yazmaktaki tek  amacım, birçok konuda çok büyük yanlışlar yaptığımızı düşünmek ve siz kardeşlerimi düşünmeye davet etmek…

*

Neden böyle bir başlıkla başladım yazıma? Onu da hemen söyleyeyim… Onlarca ayetinde “Düşünün ve aklınızı kullanın.”  diye emreden Yüce ALLAH’ın bu emrini, biz Müslümanların çok büyük bir  kesiminin  hiç dikkate almaması ve bu nedenle, Yüce ALLAH’ın, Peygamberimiz Muhammed’in kavmi  ile ilgili neler diyeceğini, kavmi nasıl helak edeceğini  anlatacağı bir kitabı hayalimde haddim olmayarak tasarlamamdır.

Haşa! Böyle bir haddimin olmadığını bildiğim  için, yaptığım/yapacağım yanlışlarımdan dolayı Yüce ALLAH’ın sonsuz merhametine sığınıyorum.

*

İman ettiğimiz kitabımız  Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayanlar hatırlayacaklardır. Yüce ALLAH bütün  sure ve ayetlerinde, biz inanan kullarını, ders almamız için yapmamız/yapmamamız gerekenleri, bizden önceki kavimleri örnek göstererek açıklamaktadır. Bizden önce yaşayan  iman eden/etmeyen kavimleri ne için ve nasıl helak ettiğini anlatmaktadır… İbret alalım, bu hataları bizler de yapmayalım diye!..

İbret alan var mı? “İman ettim” dediği kitabı okuyup, anlayan, Yüce ALLAH’ın helak ettiği kavimlerden haberi olan kaç Müslüman var? Kavimleri neden helak ettiğini, O’nun indirdiği  Kitapta okuyan kaç kişi var?.. Sayısını bilemem ama yaklaşık bir tahminde bulunmam gerekirse  iddialı bir şekilde, Peygamberimizin bizlere tebliğ ettiği Kitabı düşünerek okuyup anlayan Müslümanların sayısının toplam Müslümanların sayısının yüzde beşinden fazla olmadığını düşünüyorum. Yani her yüz kişiden en çok beş tanesi iman ettiği kitabı okumuş, anlamış ve o kitaba göre yaşamaktadır. Peki ya diğerleri? Geriye kalan yüzde doksanbeş  nasıl yaşıyor?  Anlatmaya çalışacağım…

Yazıma, böyle bir başlıkla başlamayı düşündüren ayet; onlarca, yüzlerce kez okuyup, anlamaya çalıştığım Furkan Suresinin 30. Ayetidir.

Furkan Suresi 30. Ayet: “Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Hesap günü Peygamberimizden sorulduğunda Peygamberimiz yukarıdaki cümleyi söyleyecek… Biz Müslümanlara tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’in, kendi kavmi tarafından terkedildiğini, Müslümanların, sözde alimler tarafından yazılan kulların kitaplarının peşinden gittiğini o gün söyleyecektir.

Bizler bu ayetten ders çıkarıp gereğini yapıyor muyuz? Hayır!.. “İman ettim” dediğimiz  kitabı terkettiğimiz için çok büyük bir Müslüman çoğunluğunun maalesef bu ayetten haberi dahi yok!

*

Sadece düşünüyorum… Peygamberimiz Muhammed’in kavmi olan biz Müslümanlara indirdiği kitabında, onlarca sure ve yüzlerce ayetinde, bizden önceki kavimleri anlatan Yüce ALLAH, şayet bir Kitap daha indirseydi, o kitapta, kitabın  indirildiği kavme neler anlatırdı diye düşündüm sadece… Muhtemelen Kur’an-ı Kerim’de bizlere örnek verdiği, bizden önceki kavimleri yeni kitabında tekrar örneklerken, son olarak da Peygamberimiz Muhammed’in kavminden de örnekler verecekti. Vereceği örneklerle Müslüman kavminin yanlışlarını anlatacak ve neden helak ettiğini söyleyecekti yeni kitabında.

Kitabının içerisinde de Muhammed Peygamberin kavmi ile ilgili muhtemelen şöyle ayetler/cümleler yer alacaktı…

  • “Biz Muhammed’in kavmine de Kitap gönderdik ve onlara OKU’mayı emrettik. Ama onlar Kur’andan yüz çevirdiler, O’nu okumadılar.”
  • Muhammed’in kavmine dedik ki; “Kur’anın ipine sıkı sıkı sarılın, O’nun berisinden bir takım velilerin peşinden gitmeyin” dedik. Ama onlar bunu dinlemediler. Hep velilerin peşinden gittiler.”
  • “Muhammed’in kavmine, bölünüp parçalanmamalarını, fırkalara ayrılmamalarını söyledik ama dinlemediler!.. Mezhep, tarikat, cemaat ve çeşitli isimler altında paramparça oldular. Biz de onları zalimler topluluğu ilan ettik ve onları biribirlerine kırdırdık.”
  • Onlara, sadece ve sadece Kur’ana uyun dedik, dinlemediler. Sözde “hadis” dedikleri, çoğu Peygamberleri Muhammed’in ölümünden yüzyıllar sonra meydana çıkan sözlerin peşinden gittiler. Onlara Peygamberleri Muhammed kanalıyla “ALLAH’ın sözü üzerine söz olur mu?” diye hatırlattık ama yüz çevirdiler. Bu da ALLAH’tandır dedikleri yüzlerce, binlerce söz uydurdular.”
  • “Onlara “ALLAH’tan başka ilah yoktur, ALLAH’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedik. Ama onlar ne yazık ki, kullara kulluk ettiler.
  • “Biz onlara indirdiğimiz Kitapta abdesti ve namazları yazdık. “ALLAH’a dinini mi öğretiyorsunuz?” diye uyardık. Ama onlar ders almadılar!.. Onlar bizim yazdıklarımızı eksik bulup, abdeste ilaveler yaptılar, namazlarımızı eksik bulup çeşitli isimler altında namazlar uydurdular.” 
  • “ALLAH’tan başkalarını “ALLAH’I sever gibi sevmeyin” dedik. Dinlemediler. ALLAH’ın yanında başkalarına yakarmayın dedik… Oralı bile olmadılar.” 
  • Muhammed’in kavmine “Yardımı yalnızca ALLAH’tan isteyin” dedik. Onlarda her gün beş vakit “Yalnız ALLAH’tan yardım isteriz.” dediler. Ancak yardım için hep veli tayin ettikleri kullarının kapılarını çaldılar. ALLAH’ı kandıracaklarını zannettiler.” 
  • Biz onlara “Mescitlerde yalnız Allah’a dua ediniz. Onun dışında, onun yanına birilerini koyarak onlardan yardım isteyip dua etmeyiniz.” dedik. Onlar tam tersini taptı!.. Namazlarında Allah’ın yanına hep birilerini koydular. Onlara da dua ettiler! 
  • Müslümanlara “Size indirilen kitabı okuyup anlayın. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız.” dedik. Onlar hep başka kitapların peşinden koştular. Okudukları hep velilerin kitaplarıydı.” 
  • Bizim indirdiğimiz kitabı okuyup anlamayan, emirlerimize uymayan, ALLAH’ın yanına sürekli birilerini ortak koşan, Üzeyr ve İsa’dan örnekler vermemize, “ALLAH tektir” dememize rağmen, Muhammed’i ALLAH’a sevgili yapan, Peygamberleri Muhammed’i ilahlaştırıp ALLAH  sevgisi ile yarıştıran bu kavmi sonunda helak ettik.” 
  • Sonunda onlara indirdiğimiz Kur’anı da terkettiler. Ve biz de gereğini yaparak, daha önceki kavimlere yaptığımız gibi onları helak ettik.

Ne dersiniz sevgili kardeşlerim? Yukarıya ilave edilebilecek daha o kadar çok paragraflar var ki, bu sayfalara sığmaz. Sizler de çoğaltabilirsiniz.. Onun için kısa kesiyorum…

*

Bir daha başka bir Peygamber ve başka bir kitap gelmeyecek!.. Bunu biliyoruz. Ancak gelseydi, herhalde yukarıdakiler, Peygamberimiz ve Muhammed’in ümmeti yer alabilir miydi diye düşünmedim değil.

Yanlış ve hatalarım için her şeyin doğrusunu bilen Yüce Rab’bimin sonsuz merhametine sığınıyor ve  çok sevdiğim bir cümle ile yazımı bitiriyorum…

“Müslümanlar,  namazlarında ALLAH’a verdikleri sözleri tutsalar;  ALLAH yeryüzünü onlar için CENNET yapar.”

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“RANDEVUNUZ VAR MI?”

dua

“Bakın hanımefendi… İki gündür geliyorum ama müdür beyle bir türlü görüşemiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Mutlaka görüşmem lazım. Randevu almam gerekiyorsa bana bir gün söyleyin ben o gün geleyim. Çok uzaktan geliyorum. Her gelişimde git-gel kırk kilometre yol yapıyorum. Bana yardımcı olun lütfen!..”

Valla bilemiyorum beyefendi! Müdür bey buradaysa görüşebilirsiniz. Takip edeceksiniz… Benim yapabileceğim bir şey yok.”

Yukarıdaki görüşme, kamuda en küçük bir birim müdürü ile görüşmek isteyen vatandaşın çaresizliğidir. Varın gerisini siz düşünün. Haftalardır ulaşmak istediğiniz birim müdürünü bir üst amirine şikayet etmek için bir üst kattaki şube müdürüne çıkıyorsunuz… Sekreter hanıma durumu anlatıyorsunuz, hemen soruyor hanımefendi… “Randevunuz var mıydı?”

Randevu aldığınızı düşünün… O soğukta, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda, otobüse bineceksin, sonra inip metroya bineceksin, metrodan inip bulabilirsen bir taksi ile randevu aldığın kuruma gideceksin, müdürün makamına gittiğinde sekreterin cümlesi ile yıkılacaksın… “Maalesef Müdür bey bugün hiç gelmedi! Ne zaman geleceği de belli değil.”

Doktora muayene olacaksınız, günler haftalar öncesinden randevu almanız gerekir. Nihayet beklenen gün gelir, randevu saatiniz gelmiştir ama siz hala beklemek zorundasınızdır. Çünkü henüz işi bitmemiştir doktorun.

Hele hele üst düzey bürokrat ya da yöneticilerle bir görüşmeyi deneyin. Randevuyu aylar öncesinden almanız gerekir… Tabii alabilirseniz. Bir Büyükşehir belediye başkanı, ya da bir bakan ile görüşmeyi deneyin. Nasıl ve ne zaman görüşebilirsiniz?

Hayal edin… Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyorsunuz… Mümkün mü? Meramını anlatıp yedi göbek sülalen araştırılsa dahi neredeyse imkansız. Devletin en başındaki kişinin işlerinin çok olması ve sana zaman ayıramamasından daha doğal ne olabilir? Her vatandaş bir kez olsun görüşmek istese seksen milyon vatandaş ile nasıl görüşebilir? Bırakınız Cumhurbaşkanını, onlarca sekreterin buna ne zamanı ne de gücü yeter. Yani çok çok zordur Cumhurbaşkanına ulaşmak… Hatta imkansızdır.

Kullara ulaşmak zordur vesselam… Kimilerine kibirinden ulaşamazsın, kiminin de zamanı yoktur ya da işi çoktur.

Oysa O’na ulaşmak o kadar kolaydır ki!..

Ne sekreteri vardır O‘nun, ne de randevu ister… Sana şah damarından daha yakındır… İstediğin an, istediğin yerde O’na ulaşıp meramını anlatabilirsin. Nerede olursan ol… Saat kaç olursa olsun… O hep seni bekler. “Ey ulu tanrım.” dediğinde artık huzurundasındır O’nun… Olduğun yerde mahcup bir şekilde başını öne eğmişken artık O’nunla konuşabilir, O’na yalvarabilirsin. Ya da ellerini açıp başını kaldırdığında O’nu göremesen de O’na dertlerini, sıkıntılarını söyleyebilirsin. Yeter ki seslen O’na… “Ya Rab’bim.” de. Sadece sen değil, aynı anda aileden bir diğeri de O’nunla görüşebilir… Oğlun yolda yürürken O’nunla konuşabilir, dertleşebilir… Kızın sınav öncesi, sırasına oturduğunda O’ndan yardım isteyebilir. O, her zaman, her yerde, herkese zaman ayırandır.

Gelen kulunu geri çevirmeyendir O… Herkesi kabul eder… Herkesi dinler ve herkese cevap verir. Sekreter yok, aracı yok, randevu yok… “ALLAH’ım” de O’nun huzurundasın… Göremesen de, O, ya karşındadır, ya yanında…

Sen yeter ki  iste…

Fikret ARMAN

“ALLAHA  İMAN  ETTİM”  Dediği  Halde   ŞEYTANA UYANLAR !..

“ALLAH’ın gösterdiği doğru yolu izlemeyen kavimler helak olmuşlardır.”

şeytanve kuran  görselleri ile ilgili görsel sonucu

Şeytan, ALLAH’a iman edenleri yoldan çıkarmak için her şeyi yapacağını söylüyor, Yüce ALLAH da bunu bize hatırlatırken kesinlikle şeytanı dost edinmememizi, izinden gidip doğru yoldan sapmamamız için uyarıyor bizleri.

Nisa Suresi 119. Ayet: “Yemin olsun, onları saptıracağım, onları kuruntulara/hurafelere/anlamını bilmeden okumaya mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.

Hemen hemen her yazımda vurguladığım ilk dört şey;  “Okuyalım, anlayalım, düşünelim, aklımızı kullanalım” olmuştur. Ama okumayan bizlerin düşünmeyip  aklımızı da kullanmadığımız su götürmez bir gerçek. Müslüman aleminin en büyük eksiklikleridir saydıklarım. Okuduğu kitabın ne dediğini anlamadan, bilmeden ezbere yapılan ibadetler. Okuduğu kitaptan habersiz evliyanın peşinden koşmalar. Daha kitabının ne dediğini öğrenmeden hadisleri rehber edinmeler. Böyle olunca yeryüzünde huzur bulamayan bir ümmet. Fas’tan Endonezya’ya kadar Müslümanların yaşadıkları ülkelere şöyle bir bakalım… Hangisinde huzur ve mutluluk var? Ülkelerinden kaçanların çoğu neden ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadıkları ülkeleri seçiyor? Sorunun cevabını versek de çözümünü gerçekleştiremiyoruz. Ve Yüce ALLAH’ın, bizden önceki kavimleri neden helak ettiğini “iman ettik” dediğimiz kitabını okumadığımız ve öğrenmediğimiz için Muhammed’in kavmini de helak etmektedir.  Çünki bu kavim Kur’an’ı terk etmiştir.

Furkan Suresi 30. Ayet:  Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Hesap günü Peygamberimizden sorulacağında Peygamberimiz böyle diyecek. “Ümmetim  bu Kur’an ı terketti.”

ALLAH’ın kitabını okumayıp, düşünmeyip, aklımızı kullanmadığımızda, sözde evliyanın yolunu izleyip şeytanın peşine takıldığımızda hesabını veremeyeceğimiz bir yola, şeytanın yoluna sapmayalım. Şeytanın ayak izlerini takipten bir an önce vazgeçelim. Vakit geçirmeden duvarlara astığımız ve kapağını dahi açmadığımız, iman ettiğimiz kitabımızı ANLADIĞIMIZ dilden okuyalım, anlayalım, düşünelim ve aklımızı kullanalım.

O’na abdestsiz dokunulmaz!.. O’nu herkes anlamaz!.. ve benzeri şeytani düşünceleri bir tarafa bırakarak ALLAH’ın kitabını, dini ve gerçek imanı anlayanlardan, bir daha ayrılmamak üzere doğru yolu bulanlardan olalım.

ALLAH’a iman ettim diyorsan; önce ALLAH’ın Kitabını okuyup ANLAYACAKSIN… Şeytanın peşini bıraktığına şükredecek ve daha sonra, ALLAH’ın sözleri olmayan bu kitaplara gereken dersi vereceksin. Bir an önce… Vakit geçip de helak olmadan.

Zümer Suresi 3. Ayet: “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.”

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

KURAN’DA  “Kadınlar Başını  Örtsün”  DİYE  BİR EMİR YOK

turban

İnanan kadınların başlarını örtmeleri gerektiğini biz kullar söylüyoruz. Yüce Allah’ın böyle bir emrinin olmadığını, Kur’an da ki ayetler ve O’nun emrettiği gibi aklımı kullanarak açıklamaya çalışmak  istiyorum.

Nur Suresi 31. Ayetin konu ile ilgili kısmını yazıyorum.

“Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. …” (Ayetin geri kalan kısımını aşağıda yazacağım.)

Ayetten açık seçik görüleceği üzere, emredilen fiil, başın örtülmesi değil, “örtünün GÖĞÜS YIRTMAÇLARI ÜZERİNE” vurulması/örtülmesidir. Bütün meallerde hemen hemen böyle ifade edilmektedir. Ama biz yine de bugün uygulanan dinde iddia edildiği gibi “başın örtülmesi emri vardır” düşüncesinden hareket edelim…

On yıllardır tartışılan konu şudur… Ayette söz konusu kelime, “örtü” anlamında mı yazılmış, yoksa “başörtüsü” anlamında mı yazılmış? Bana göre bomboş bir tartışma!.. Ama yine de değineceğim. Ayette geçen sözcük, örtü anlamında yazılmışsa zaten mesele yok. Diyebiliriz ki başörtüsü farz değildir. Yok,  eğer “başörtüsü” anlamında yazılmışsa, Kuran’ı elimize alıp, aklımızı kullanarak konuyu araştıralım. Bir de başın örtülmesini “süs” olduğu gerekçesiyle  ifade edenler var… Bunu geçeceğiz.

Varsayalım ayetteki sözcük örtü falan değil, tam anlamıyla “başörtüsü”… Peki, bu ayette başın örtülmesi emri nerede geçiyor? Ayette böyle bir emir var mı? Yok!  Devam edelim…

Yüce ALLAH’ın  Kuran’da onlarca, yüzlerce ayetindeki emirlerinden bazılarını aşağıya yazıyorum. Bakın Yüce ALLAH Kitabında bizlere nasıl emrediyor?

“Oku.”

“Namazını kıl.”

“Orucunu tut.”

“Zekatını ver.”

“Aklını kullan.”

“Yetimi koru.”

“Eksik tartma.”

“İbret al.

“Bakışlarını haramdan sakınsınlar.”

Listeyi çoğaltıp, onlarca, yüzlerce yazabiliriz Yüce ALLAH’ın emirlerinden.

Ben diyorum ki, “başın örtülmesi” gerçekten ALLAH’ın emri  olsaydı, Kuran’da bunlara benzer bir emir görebilirdim. “Kadınlar başlarını örtsün.” diye bir emir var mı Kuran’da? YOK!.. Peki nereden çıkartıyorsunuz bu emri?

“Ama ayette başörtüsü var!.. Başörtüsü varsa demek ki baş örtülmelidir. Öyle değil mi?”

Hayır  kardeşim!… Öyle değil!.. Ben öyle bir emir göremediğim için, orada yaşayanların;  güneşten, kum fırtınalarından ve diğer doğal afetlerden korunmak için sadece kadınlar değil, kadınlı-erkekli kendilerini korumak için başlarını örttüklerini düşünüyorum. Onların başlarını örtmeleri dini inançlarından değil, doğadan korunmak için!..

Bakın Yüce ALLAH ne diyor?..

Hac Suresi 16. Ayet: Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder.

Enam Suresi 38. Ayet: Biz bu Kitap’ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.”

Yüce ALLAH diyor ki; “Biz bu kitapta her şeyi açık seçik söyledik… Hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”

İman eden Kardeşlerime soruyorum… Size göre bu ayetler hiçbir şey ifade etmiyor mu? Bütün emirlerini açık seçik söyleyen Yüce ALLAH, başın örtülmesi emrini niye saklasın? Niye üç kelimelik “Kadınlar başını örtsün.” emrini  açık seçik söylemesin?

Yukarıda yarım bıraktığım Nur suresi 31. Ayetin kalan bölümünü de yazıyorum.

“… Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah’a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!”

Ayette dikkatimi en çok çeken konu; süslerin gösterilmesi gereken kişileri tek tek söyleyen Yüce ALLAH, şayet kadınların başlarını örtmelerini emretseydi, “üç” kelime ile “kadınlar başını örtsün” demez miydi? Derdi… Kuran’da her şeyi açık seçik yazdığına göre, derdi… Peki, neden dememiş? Çünki, ALLAH, kadından başını örtmesini istemediği için böyle bir emir yok…

İnanan her kul istediği gibi örtünür, dilediği gibi kapanır. Buna kimse karışamaz!.. Ama “başın örtülmesi ALLAH’ın emridir” demek (haşa) ALLAH’ın işine karışmaktır, şirktir, küfürdür!..

Başın örtülmesini  ALLAH’ın bir emri olduğunu iddia edenler, bu tezlerini güçlendirmek için Kuran’ın eksik ve yetersiz olduğunu dahi söyleyerek hiç korkmadan küfre sapmaktadır. Kadını örtebildiği kadar örtüp, sarıp sarmalayıp, evden çıkmasını dahi yasaklayan düşünce, onu örtmek için her türlü manevrayı yapmaktadır.

Enam Suresi 21. Ayet:  Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar!

ALLAH’a iftira atmak ve ayetleri inkar eden kavimler için bakın ne diyor Yüce ALLAH?

Ali İmran Suresi 86-87 Ayetler: İmanlarından, resulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan-beyan deliller geldikten sonra küfre sapmış bir topluluğa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. İşte böylelerinin cezası: Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerlerine!

ALLAH,  ayetlerini yalanlayanları, görmezden gelenleri ZALİM ilan ediyor ve “lanetim, zalimler kavminin üzerinedir” diyor.

Bana şunu sorabilirsiniz… Bunca din adamı(!) , cüppeli-cüppesiz  bunca hacı, hoca, yeryüzündeki 1,5 milyar Müslüman yanlış biliyor da sen mi doğrusunu biliyorsun? Haşa!.. Ben sadece Rab’bimin izin verdiği kadarı ile düşünüp akıl edebildiklerimi yazıyorum. Gaybı sadece kendisi bilen ALLAH, biz inananların çoğunun Kuran’dan habersiz ve yanlış yolda olduklarını  bildiği için aşağıdaki ayette olduğu gibi bizleri nasıl uyarıyor?

“Enam Suresi 116. Ayet: Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece sanıya uyarlar  ve sadece saçmalarlar.”

Yeri gelmişken sorayım… Şu an içinde bulunduğumuz zamanı düşünürsek; Yüce Allah neden Peygamberimizin kavmine dünya hayatındaki huzuru çok görüyor? Neden Müslüman ülkelerinde kan ve gözyaşı eksik olmuyor?  Yoksa, Yüce ALLAH,  Kitabından haberi dahi olmayan ve ALLAH’ı bırakıp başka tanrıların, velilerin peşinden giden bu kavmi helak mı ediyor?  ALLAH’ın laneti üzerimizde mi? Ne dersiniz?

*

İşte böyle değerli Kardeşlerim… Kuran’ı okuyup anlamaya çalıştığımda; KURAN’DA “KADINLAR  BAŞINI  ÖRTSÜN”  diye bir emir olmadığını görüyorum. Var olduğunu söyleyen Kardeşlerim, bunu nerede gördüklerini/bulduklarını yazarlarsa ben de öğrenmiş olurum. Hata yapmak biz kullara mahsus.

Doğrusunu ALLAH bilir…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN