SAYGI, SEVGİ ve HOŞGÖRÜ  Üzerine Birkaç Cümle…

“Sevelim… Sevilelim.”

yaprak

Son zamanlarda tespit ettiğim bir olguyu vurgulamak istiyorum. Toplumdaki saygısızlık, sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük “tavan” yapmış durumda… İnsanlarımıza, toplumumuza ne oldu anlayamıyorum!..

Ne gençler büyüklerini sayıyor ne de büyükler küçüklerine sevgiyle yaklaşmıyor. Sadece bir örnek vereceğim… 15-18 arası lise öğrencisi çocuklarımız (başı açık-kapalı, kız-erkek fark etmiyor.); toplu taşıma araçlarında dakikalarca önünde duran ve düşmemek için başının üstündeki halkadan destek alan nenesine, dedesine yer vermediği gibi, kahkahalar atarcasına yanındaki arkadaşıyla, ellerindeki son model telefonlarla oynamaktadırlar. (Saygıda kusursuz olan çocuklarımız bu anlamda istisnadır. Onların sayıları o kadar azaldı ki!)

Oysa bir toplum böyle mi olmalı?..

Sanırım insanlık can çekişiyor.

*

Kız-Erkek, kimse bebekliğini hatırlayamaz… 2-3 yaşına kadar sizi hiç kimse kucağından indirmek istemez… Seni sevmek isteyenler, mıncıklar, mıncıklar, yine mıncıklar…  Doyamazlardı sevmelere seni. Kucaktan kucağa gezerdin. Hele bir de ağlıyorsan… İşte o an telaşlı bir koşuşturma başlar. Söyleyemezsin neden ağladığını da, etrafındakiler sorunu bir an önce çözmek için tahmin yarışına girerler.

“Acaba gazı mı var?”

“Yok yok!.. Altını ıslattı sanırım.”

“Acıkmıştır annesi acıkmıştır.”

“Yedikleri mi dokundu acaba?”

Tatlı telaş sürer gider… Bizlerde bebek iken kucaktan kucağa gezmedik mi? Annemiz mutfakta iken altımızı teyzemiz temizlemedi mi? Komşunuz,  çocuğunu size bıraktığında ona kendi çocuğunuz gibi, sıcacık bir çorba yapıp içirmediniz mi?

Sevgi böyle bir şeydir… Nedeni  yoktur!.. Sadece SEVERSİN.

*

Sonra biraz büyüdük… Çocuk olduk… Bizler de sevmeye başladık. Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, komşularımızı, arkadaşlarımızı, komşunun kedisini, arkadaşımızın köpeğini… Sevdik de sevdik… Hep nedensiz.

*

Sonra biraz daha büyüdük. Düşünmeye, aklımızı kullanmaya başladık. Sevmelerde seçici olduk. Benim sevdiklerim bir başka, tercihlerimin dışındaki diğerleri ise sanki tu-kaka!

“Ben esmerlerden hoşlanıyorum.” diyorum, diğeri ise;  “Sarışınlar bir yana, diğerleri bir yana.” diyor. İçimizden “Ne buluyor sarışınlarda?” diye düşünerek onun tercihini tu-kaka yapıyoruz. Karşımızdakilerin tercihlerini hiç önemsememeye, onun tercihlerine değer vermemeye  başlıyoruz. İyi de… Ne oldu hoşgörüye? Oysa “tercih” onların da en doğal hakkı değil mi? Onlar, başka türlü düşünüyor diye neden onları sevmiyor ve karşımıza alıyoruz?

*

Her insanın yaşamında şeytan mutlaka yerini almıştır. Hepimizi kullanmıştır, kullanmaktadır, kullanacaktır… Kin ve nefreti, nakış gibi içimize işlemiştir de farkında değiliz… Bu iki kavram sonrasında bize en tehlikeli olanını, “İNTİKAM” duygusunu da ağzımızdan sular akıtırcasına yaşatmaktadır. Kin ve nefret duygusu beynimizin bir köşesinde durmaktadır artık. “Sevdiklerinizi sevin ama  diğerlerinden “nefret edin” diye fısıldar kulağımıza sürekli. Hoşgörüyü “hoş görme” demiştir. İntikam da İntikam!

Şeytan, diğerlerine karşı kullanmamızı istediği kin ve nefreti  günlük yaşamının her alanında kullanmakta,  en çok da siyasette ve sporda kullanmaktadır. Hepimiz aynı şeyleri yaşamıyor muyuz? Varsa yoksa benim partim… Diğerleri için tu-kaka demiyor muyuz? Diğerlerinin tercihlerine neden hoşgörü ile yaklaşmıyoruz?

Sporda renklerin dostluğundan, sevgisinden, kardeşliğinden söz edebilir miyiz? Renklerimiz farklıysa düşmandan da farkımız yok gibiyiz… Benim değerlerim hep “en iyi/güzel” dir, diğerleri hep tu-kakadır… Şeytan hep iş başındadır ve aklımızı kullanmayıp kin ve nefreti beynimizden söküp atamadığımız sürece de bu böyle devam edecektir.

Yukarıda verdiğim iki örnek, şeytanın insanoğlunda keşfettiği en zayıf yanlarımızdan sadece ikisi… Şeytan başarmıştır. Hepimiz için “kendi değerlerim” ve “diğerlerinin değerleri” oluşmuştur benliğimizde. Karşıt değerler toplumu bölmüştür… Beynimizdeki kin ve nefreti bir türlü atamamışızdır… Atmaya çalışmamışızdır. İntikam da intikam!..

*

Oysa; bebekliğimizdeki, çocukluğumuzdaki o hatırlamadığımız, şeytanın olmadığı sevgi dolu günleri düşünebilsek, bugün herkes bir diğerini mutlaka sevecektir. Hem de karşılıksız!.. Karşılığı olsa zaten “sevgi” olmaz.

Hem karşılıksız hem de BEDAVA… Tıpkı hava gibi.. Aldığımız nefes gibi..  Bedava!.. Sevgi ve nefretin sadece değerleri farklı. Etrafına sevgi saçarsan, alacağın karşılık, güzelliktir, sevgidir. Yok eğer etrafına kin ve nefret saçarsan, kendini pislik çukurunda bulursun ve karşında yine kin ve nefret göreceksin.

Seçim bizim… Karşımızdakilerde neyi bulmak, neyi görmek  istiyorsak, onlara onu vereceğiz. Sevgi görmek istiyor isek sevgimizi eksik etmeyeceğiz. Yok eğer nefreti sunuyorsak, karşılığını bekleyeceğiz.

Yüce Rab’bim Haşr Suresi 10. ayetinde bakın bizleri nasıl bir duaya davet ediyor…

Onlardan sonra gelenler de şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi affet; kalplerimizde, inananlara karşı bir düşmanlık bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”

Kalplerinde kin ve nefret taşıyanlardan Allah’a sığınırım.

*

Şu kısacık ömürde değer mi? diye soruyorum çoğu zaman… Sevgisiz ve hoşgörüsüz nasıl olacak? diye düşünüyorum… Sonra yine düşünüyor ve diyorum ki kendi kendime “sevgisiz ve hoşgörüsüz olmuyor, olmayacak…”

Dünya hayatı dediğimiz “ömür” o kadar kısa ki, ne kendini, ne diğerlerini üzmeye değmeyecek kadar kısa… Kin gütmeye, nefret duymaya, hele hele intikam almaya değmeyecek kadar kısa.

Tıpkı ağacın yaprakları gibi… Bir mevsimde daldasın, bir diğer mevsimde sararıp düşüyorsun. Ağacından düşmeyen/düşmeyecek yaprak var mı? Bizlerde bir gün gelecek, yaprak misali düşeceğiz bu hayattan.

Ya dal bizi bırakacak, ya da biz dalı… Dileğim; dalın bizleri sevgi ile bırakması, ya da biz dalı sevgiyle bırakalım.

“Şu üç günlük dünyada” diye başlar ya cümle?  Kin ve nefrete değer mi? Her birimiz diğerine karşı; saygılı ve sevgili, hoşgörüyü benimsemiş insanlar olmayalım mı?

Yüzyıllar önce Yunus Emre’nin söylediği gibi;  “Sevelim, sevilelim… Bu dünya kimseye kalmaz!”

Saygı, sevgi ve hoşgörünüz eksilmesin…

Fikret ARMAN

Reklamlar

2 thoughts on “SAYGI, SEVGİ ve HOŞGÖRÜ  Üzerine Birkaç Cümle…

  1. buna benzer bir yayınım vardı blogger ım da ayrıca yazınız harika olmuş keşke herkes birbirini sevse ve saysa ciddi anlamda yoksunluk var bu konuda bence internet ortamının bir zararından biri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s