SON  ÜZÜM  TANELERİ

“Son taneleri çaresiz bırakmayalım!”

Üzüm3

Çorbası, salatası, yemeği, Allah ne verdiyse yedikten sonra sıra onlardadır. Tatlı, ya da meyve… Menüde meyve varsa ve şayet üzüm ise; üzümler salkım salkım büyük bir tabağın içerisine konur ve sofradakilerin afiyetine sunulur.

Üzüm yemeyenimiz yoktur sanırım. Düşünsenize, çarşıda gezerken, manavın meyve kasasında bir salkım üzümü canınız çekmiştir de parasını ödeyip yıkadıktan sonra onu parktaki bankın üzerinde bir güzel, tane tane yersiniz.

*

Salkım üzümü yemek herkes için aynıdır, hepimiz aynı şeyi yaparız. Beynimiz, gözlerimize ve parmaklarımıza talimatını  verir… Gözler hep salkımdaki en iyi ve canlı olanı arar,  parmaklar gözlerin “tamam” dediklerine uzanır, onları kopartır ve hoooppp mideye…

Taneli meyvelerde bu hep böyledir… Gözler hep kalan en iyileri arar ve parmaklar da gereğini yapar… Sonra yine geriye kalanların içinden en iyileri seçilir ve mideye… Kiraz da, vişne de, erik de, üzüm de hep aynı şeyi yaparız… Sürekli olarak kalanın en iyisi seçilir. Gözümüz hep kalanların iyilerini seçmeye çalışır, parmaklar onlara uzanır…

Sofradaki üzüm tabağında ya da salkımda kalan kurumuşlar, çizik olanlar  ya da hasarlılar hep salkımın son taneleri olmuşlardır… Onları çöpe atarız.

Oysa, o dalında kuruyan, bir kuşun didiklediği üzüm tanelerinin hiçbir suçu yoktur. Diğer tanelerin arasında güneşi göremeyip ezilen ve büyüyemeden kuruyan o tanenin adresi de hep çöp kutularıdır. Keza didiklenen taneler de çöptedir. Yemeyiz onları… Beynimiz gözlerimizin gördüğü bu taneler için “al” emrini parmaklara iletmez. Kuruyanların, büyüyemeyenlerin, didiklenenlerin, salkımında güneşi göremeyenlerin kaderidir çöp kutularına gitmek.

*

Oysa toplumumuz da bir salkım üzüm ve  bizler de o bir salkım üzümün taneleri değilmiyiz?

Oturduğumuz apartmanımız, sitemiz, sokağımız, mahallemiz, kentimiz birer üzüm salkımı değil mi? Bizler o salkımın taneleri değil miyiz? İçimizde hiç mi doğuştan sakat, güneş görmemiş, kazaya uğramamış, sonradan bir illet hastalığa yakalanmamış üzüm taneleri yok? Bizler bu üzüm tanelerimizi görmemezlikten gelerek çöpe atabilir miyiz?

Hayır!.. Atamayız… Onlar için bir şeyler yapmalıyız… Organ ise organ, kan ise kan, ilik ise ilik bulmalıyız!.. Onlara güneşi gösterecek, onları aynı salkımın taneleri olduğumuzu anlatacak, onları sevecek etkinliklerimizi asla ve asla ertelememeliyiz. “Ateş düştüğü yeri yakar!” cümlesini söyleyip, düştüğü yeri ve orada yananları tek başlarına bırakmamalıyız… Ateşin azalmasında, hatta sönmesinde bizlerin de tuzu, katkısı bulunsa çok ok daha iyi olmaz mı? Böyle yaptığımızda Yüce Allah’ın da bizden istediği, “muhtaçlarla PAYLAŞIN ve onlara DESTEK VERİN” emirlerini yerine getirmiş olmaz mıyız?

Ülkemizde; onbinlerle, yüzbinlerle  ifade edilen ve organ bekleyen hastalarımızdan, çocuk yaşlarında ilik bekleyen, uygun bir doku ve kan bekleyen lösemili yavrularımıza bu desteği vermenin bir insan için en büyük İBADET olduğunu düşünüyorum. Bizler onlar için dualarımızı eksik etmiyoruz, bunu biliyorum… Ama, sadece dua etmek yeter mi?

Maide suresi 5/32 ayet: “………… . Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları  yaşatmıştır.”

Tüm insanlar, hiç ertelemeden, hemen bugün bu desteği vermeliyiz.

Hepimiz aynı salkımın taneleriyiz… Salkım olarak hep birlikte destek verip, salkımdaki üzüm tanelerimizi korumak ve yaşatmak hepimizin görevi olmalıdır.

İnsanlık; bizlerden, desteğimizi bekliyor.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s