EYVAH!..  AYAKKABILARIM?

Yurdum Müslümanları bu manzara karşısında ne yaptılar?

Bağış sandığı

Yukarıdaki fotoğrafı görünce iliklerime kadar dondum… İnanamadım! Acaba! dedim kendi kendime… Benim insanlarım, hele hele “Elhamdülillah Müslümanım” diyen insanlarım bu sahneyi yaşadıklarında nasıl bir tepki verdiler? Ya da niye tepki vermediler?

Şöyle bir düşünüyorum da… Bağışlar Kur’an Kursu ve Cami yapımı için toplanıyor. Yani “İNANÇ” adına. Anladığımız şekliyle yazarsak “DİN” adına ALLAH için, O’na ibadet için toplanıyor. Ama sandığın ÇALINMASINDAN endişe ediliyor. Alınan önlemler de “çalınmaması” için!

Fotoğrafa baktığımda, bu kampanyayı yürüten arkadaşlar, toplanan bağışların eksilmemesi (çalınmaması) için alabildikleri önlemleri almışlar. Önce sandığın bulunduğu yerin çevresine, sandığı zincirlerle uygun yerlere bağlamışlar!.. İnsanlar SANDIĞI çalmasınlar diye. Bu, sandıkla ilgili alınan önlem. Tabii ki bu duruma çok çok üzüldüğümü hemen söylemeliyim.

Beni asıl yıkan, sandıktaki üç kilit… Sandığın içindekiler için alınan önlem! Sandığın İÇİNDEKİLER çalınmasın diye. Alınan iki önlem…

Bu kampanyayı yürütenlerin sıradan insanlar olmadığını düşünüyorum. Sandıktaki bağışlar Kur’an Kursu ve Cami yapımı için toplandığına göre; aklı başında, “inanan”, hayır için, yardım için bir araya gelmiş insanlar olduğunu düşünüyorum. Bunları düşünürken bu insanların, birbirlerine güvenmediklerini de düşünüyorum. Bu sandığın açılmaması için kullanılan üç adet kilit de kampanyayı yöneten arkadaşların düşüncesidir. Benim bu durumdan çıkardığım sonuç; kampanyayı yürüten arkadaşların, kasadaki bağışları emanet edebilecekleri, güvendikleri bir tek kişi, bir arkadaşları YOK!.. Hatta emanet edip güvenebilecekleri iki arkadaşları da yok!..

Üç kilit!.. Bağış toplayan bu insanların birbirlerine güveni yok!

Üç kilit!.. Birbirlerine güveni olmayan, emanet edilemez durumundaki bu üç kişi sandığı açmak için bir araya gelecekler ve gerekenleri yapacaklar!..

Üç kilit!.. Bu tip bağışlar genel olarak camilerde toplanır. Ben diliyorum ki, kasanın bulunduğu yer bir cami odası değildir. Yoksa durum çok çok daha vahim hale geliyor. Düşünebiliyor musunuz, İmam müezzine hırsız gözüyle bakacak, müezzin imama hırsız gözüyle bakacak, bu ikisi üçüncü kişiye hırsız gözüyle bakacaklar, üçüncü kişi imama ve müezzine hırsız gözüyle bakacak ve ayrı ayrı üç kilit takıp her biri anahtarını taşıyacak!.. Sonra bu insanlar, camiye gelen inananlara namaz kıldıracaklar!..

Hayır hayır, bu son durumu düşünmek bile istemiyorum.

Yukarıdaki fotoğrafın midemi bulandırdığını, bir Müslüman topluma yakışmadığını bağıra bağıra söylemek istiyorum. Din, İnanç, hele hele MÜSLÜMANLIK bu değil. Bu manzarayı görüp de “Elhamdülillah Müslümanım” dediği halde susan inananlara ise daha çok kızıyorum. Yoksa düşünülen hırsızlar sizler misiniz?

*

Bu fotoğraf beni yıllar öncesine, kendimden, insanlığımdan, inancımdan utandığım güne götürdü.

Bulunduğum semtte çok şirin, 200-250 kişilik bir semt camimiz var. Her Cuma öğleye doğru, heyecanla Rab’bimin huzuruna çıkmak için bu caminin yolunu tutarım. Camiye geldiğimde ayakkabılarımı bir güzel çıkarır açık olan kutulardan birisine koyar, bir güzel kilitler ve anahtarını cebime koyar, içeridekilerle selamlaştıktan sonra yerimi alırım.

Fashion-child-black-leather-flower-font-b-girl-b-font-font-b-shoes-b-font-font

Bu durum yıllarca hep böyle devam etti…

Yine bir Cuma günü… Namaz için biraz gecikmiştim… Camiin içerisi dolmuş sadece girişte, ayakkabıları giyip çıkardığımız antrede boş yer vardı. Ayakkabılarımı çıkardım, ama koyacak boş kutu yoktu. Dışarıya, cami avlusuna koymak gerekiyordu… Bazı kardeşlerim gibi ben de avlunun kenarına koydum. Koydum ama aklım ayakkabılarda kalmıştı… Acaba!..

Ezan okunmuş biz namaza başlamıştık. Rab’bimizin huzurundaydık.

İmam kardeşimiz günün vaazını söylüyordu ama benim aklım hala ara sıra da olsa ayakkabılardaydı. İşte ne olduysa o an oldu. Kendi kendime, içten içten konuşuyordum… “Benim salak Fikret’im… Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın değil mi?.. Mescitlerde Allah’ın değil mi? Sen Allah’ın huzuruna çıkmak, O’na ibadet için O’nun mekanına geliyorsun, sadece O’nunla başbaşa kalıp O’na yöneleceğine ayakkabılarını düşünüyorsun!.. Saçmalama ve kendine gel!”

Evet!.. Ne yapıyordum ben? Allah’ın huzuruna çıkmak, O’na dua etmek için geldim ama  neden geldiğimi unutmuş bir şekilde ayakkabılarımı düşünüyordum.

Kendime gelmiştim. İnanılmaz bir suçluluk duygusu içindeydim. Cuma namazı kılınmış, cemaat yavaş yavaş dağılmıştı. Ben ise dolu dolu iki rekat daha namazımı kılıp Rab’bime tövbe üstüne tövbe etmiştim. Onun sonsuz merhametine sığınmıştım. Bir daha asla ve asla ayakkabılarımın çalınmasını düşünmek bir yana, ayakkabı kutusunu kilitlemeyecektimde!.. İnanan bir insanın yapmaması gereken hatam için tövbeler ettim.

*

Sonrasında yaşadığım bu durumu ve düşüncelerimi camideki dostlarımla paylaştım. Yanlış yaptığımı, bütün inananların Allah’ın evinde böyle yapmaması gerektiğini anlattım Kardeşlerime.

Daha da ileri gittim. Yaşadığım bu durumu Diyanet İşlerine de ilettim. Yapılacak camilerde ayakkabı kutularının “kilitsiz” olması gerektiğini yaşadığım olay ile anlattım. Camiye gelen inananların sadece ve sadece Allah ile beraber olması gerektiğini yazdım.

*

O günlerde Ankara’da Eskişehir Yolu üzerinde, Diyanet İşleri Başkanlığının hemen bitişiğindeki Ahmet Hamdi AKSEKİ camii yapım halindeydi. Çok güzel bir cami olacağı daha o günlerden kendisini gösteriyordu.

Aylar sonra nihayet caminin yapımı bitti ve açıldı. Camiye ilk girişimde, ilk olarak ayakkabı kutularını aradım… Ne göreyim? Ayakkabı kutularını o kadar güzel yapmışlardı ki, böylesini hayal bile edememiştim. Kutu kapaklarının üzerinde minik lambalar var. Lamba kırmızı ise içi dolu, yeşil ise boş olduğunu gösteriyordu. Yeşil kutulardan birinin kapağını açtım ayakkabılarımı koyup kapattığımda ışık hemen kırmızıya dönmüştü. Numarasını aklıma yazıp içeriye girdim.

İşte olması gereken buydu! Bütün mescitlerde böyle olması gerekir diye düşünerek caminin içine girdim. Yaşadığım ve utandığım insanlığımdan Rab’bime tövbeler, şükürler ederek namazımı kılıp ayrıldım.

Allah inanan hiçbir kuluna böylesi bir durum, böylesi bir utanç yaşatmasın.

Ne diyordu Ali ŞERİATİ; “Camide olup ayakkabılarımı düşünmektense, yolda yürüyüp Allah’ı düşünmeyi tercih ederim.”

Selam ve Dua ile,

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s