Arşiv | Kur’an Ayetleri RSS for this section

“SİZİN  DİNİNİZ  SİZE,  BENİM DİNİM BANA.”

Rab’bine;  “Beni doğru yoldan ayırma Ya Rab’bim.” diye dua ediyorsan, öncelikle  doğru yolda olacaksın…

Kur'an

Öncelikle yazımın başlığı olan ayetin de bulunduğu  Kâfirun Suresini yazıyorum.

İyiliği sonsuz, merhameti bol Allah’ın adıyla…
1. De ki: “Ey nankör kâfirler!
2. Kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize.
3. Siz de ibadet etmezsiniz benim ibadet ettiğime.
4. Kul değilim sizin taptığınıza,
5. Ve ibadet edenler değilsiniz benim ibadet ettiğime.
6. Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

*

Yüce Allah, biz iman edenler için indirdiği Kitabında, onlarca ayetinde bizlere emrediyor… “Oku, anla, ibret al, düşün ve aklını kullan!..” İlk inen ayette (Alak Suresi 1. Ayet)  “İkra (Oku)…” emriyle okumamızı ve anlamamızı emrediyor. İman ettiğimiz Kitabımızı okuyup anlamak, dersler çıkarıp ibret almak, düşünüp aklımızı kullanarak doğru olanı yapmak… Öncelikli yapmamız gerekenler bunlar değil mi? Dinimizi neden iman ettiğimiz Kitabımızdan öğrenmiyoruz? Örneğin; orucun ne olduğunu, orucumuzu bozarsak ne olacağını, doğrusunu neden Kitabımızdan öğrenmiyoruz? Neden Kitabımızda olmayan, “Orucunu bozarsan, her gün için  60 gün oruç tutacaksın!..” denilen uydurulan bir cezaya çarptırılacağım? Bu cezayı kim veriyor diye sorgulamayacak mıyım?

Din adamları, din büyükleri, hacı, hoca dediklerimiz bakın nasıl düşünüyor!.. Onlar, “Ben Kitabımı okuyup anlamak istiyorum.” diyen inananlara; “O’nu sizler anlayamazsınız!.. O’nu yalnızca alimler anlar.” diyerek insanlarımızı okuyup anlamaktan, dinlerini öğrenmekten uzaklaştırmaktadırlar. Bir bakıma inanan kardeşlerimizi din konusunda kendilerine mahkum etmektedirler.

Dinini öğrenmek, iman ettiği Kitabı okuyup anlamak isteyen inananları boş ve yalan sözlerle engelleyenlere diyorum ki;

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

*

“Bana Kur’an yeter.” dediğimde “Peygamberimizin sünneti olmadan olmaz!” diyor Ülkemdeki din adına söz sahibi(!) olan en üst kuruluş ve ulema!.. Diyorlar ki; “Peygamberimizin sünneti olmazsa din ve iman olmaz!.. Olursa da eksik olur!” Bu cümleyi ve benzerlerini söyleyenler, güya Peygamberimizi yücelttiklerini, O’nun izinden gitmek istedikleri için sünnetsiz olmaz diyorlarmış. Sünnetsiz olur mu, olmaz mı? İsterseniz bu soruyu Peygamberimize ve iman ettiğimiz Kitabımıza soralım… Ne dersiniz?

Allah’ın Elçisi Peygamberimiz diyor ki;

“… Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” (Enam Suresi 50. Ayet)

“… Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” (Yunus Suresi 15. Ayet)

“… Ben sadece Rab’bimden bana vahyedilene uyuyorum.” (A’raf Suresi 203. Ayet)

Peygamberimizin yaptığını yapmak, O’nun izinden yürümek isteyen kardeşlerime söylüyorum… Ne duruyorsunuz? Siz de Peygamberimizin yaptığını yapın ve O’nun yolundan gidin. Yalnızca Kur’ana uyun!.. Yapabiliyor musunuz?

Şimdi de Yüce Rab’bimiz Kitabında ne diyor bir de O’na bakalım.

“Rab’binizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (A’raf Suresi 3. Ayet)

“Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.” (Zümer Suresi 3. Ayet)

“Hep birlikte Allah’ın ipine sıkı sıkı sarılın. …” (Ali-İmran Suresi 103. Ayet)

İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!” (Casiye Suresi 6. Ayet)

Benim Peygamberim sadece kendisine vahyolunana uymuş. Allah’ın Sünnetullahının dışında başka sözlere (hadislere) gerek duymamış. Peygamberimin sünneti; “sadece O’na uyarım” dediği Kur’an-ı Kerim’dir. Ben de tıpkı Peygamberim gibi yapıyor, sadece bana tebliğ edilene uyuyorum. Kur’an’ın birçok ayetinde emredildiği gibi “Peygambere itaat Allah’a itaat demektir.” cümlesi yalnız ve yalnız Kur’ana itaat demektir.

Yalnızca kendisine vahyolunan Kur’ana uyduğunu söyleyen Peygamberimiz Kur’an dışı, Kur’ana uymayan sözler söyler mi? Şayet, Peygamberimiz Kur’ana uymayan sözler de söylemiştir diyorsanız kusura bakmayın…

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

*

Yüce Rab’bim Kitabında abdesti ve vakitleriyle namazı 5-10 ayette bizler için yazmış. Ama din alimleri(!), Allah’ın bu yazdıkları ile yetinmemiş, kendilerini (haşa) Allah’ın yerine koyarak abdesti ve namazları farz/sünnet ve diğer isimler altında ayırabildikleri kadar ayırmışlar, çeşitli isimler altında onlarca namaz uydurmuşlar ve Allah’ın arı-saf-duru dinini bozabildikleri kadar bozmuşlardır. İşte bu yüzden ben yeni bir din(!) uyduranlara ve uydurulan bu dinin  peşinden giderek, Allah’ın namazlarının dışında uydurulan namazları kılanlara  diyorum ki;

Allah Kitabında olmayan bu namazları Peygamberimiz de kılıyordu diyorsanız;

 “Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

*

Yüce Rab’bim diyor ki;

“Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.” (Cin Suresi 18. Ayet)

“Bunlar Peygamberimizdendir.” diyerek; kandiller, mevlitler icat ederek sadece Allah için olan mescitlerde Allah’ın Kitabında olmayan bu mübarek(!) kutlamaları din(!) adına yapanlara diyorum ki;

Peygamberimiz sadece Kur’ana uydu… Allah’ın Kitabı Kur’anda ise ne kandiller var ne de mevlitler… Şayet sizler, Allah Kitabında olmayan kandilleri, mevlitleri  Peygamberimiz de kutlamış, Peygamberimizde yaşamış diyorsanız;

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

*

Rab’bimiz Allah, birçok ayetinde biz inananları uyarıyor…

“Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın.Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz.Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı.Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.” (Ali İmran Suresi 103. Ayet)

“Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (Enam Suresi 159. Ayet)

Hergün kırk kez “Yalnız sana kulluk ederiz” diyerek çeşitli isimler altındaki mezheplerde, cemaatlerde, tarikatlarda boy gösteren, onların şeyhlerine, şıhlarına, kula  kulluk edenlere diyorum ki;

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

*

Allah’ın arı-duru-saf dini için yazacak, söyleyecek o kadar çok şey var ki!.. Ben yine doğru bildiğimi söyleyeceğim… “Bana KUR’AN YETER.” diyerek  bir ayet ile noktayı koyacağım.

“Gerçek şu: Bu Kur’an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.” (Zühruf Suresi 44. Ayet)

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

Reklamlar

“ELÇİYE / PEYGAMBERE İTAAT”

“Allah’ın dosdoğru yoluna ileten tek Kitap Kur’an-ı Kerim’dir…”

ayet

Kur’anı okuyup anlamayan ve düşünüp aklını kullanmayan, sadece  ‘İman ettim’ diyen  Müslümanların en çok çarpıttığı konulardan birisidir “Elçiye/Peygambere itaat”…  ‘İman ettik’ dediğimiz Kitabımızın birçok ayetinde geçer bu “itaat” emri… Kur’anın genelinde “Elçiye/resule itaat” olarak geçer. Ama ben yine de Elçi/Peygamber ayırımı yapmadan konuyu ele alacağım.

Çoğu Müslümanın Kitabımızdaki “Elçiye/Peygambere itaat” kavramından çıkardığımız  sonuç; Peygamberimizin (Kur’anda olmasa dahi) tüm hal ve hareketlerinin (adım atışı, yemek yemesi, bir yere girip çıkması, saçı, sakalı, giyimi  v.b.) taklit edilmesi ve uygulanmasıdır… O’nun yaptıklarının aynısını yapmaktır.

Peygamberimizin yaptıklarını yapmak tabii ki çok güzel… Keşke O’nu taklit edebilsek!.. Ancak, Elçiye/Peygambere itaatten anlamamız gereken bu değil ki? O’nun sözlerini (hadislerini) “yapın/yapmayın” dediklerini, bir takım velilerin kitaplarından değil, O’nun nefesi ile ve iki dudağının arasından çıkan ve “Allah’ın sözleri” olarak bizlere tebliğ ettiği ayetlerden oluşan Kitabımız Kur’an-ı Kerim’den öğreneceğiz.

Şöyle ki; “Elçiye/resule itaat”in ne olduğunu anlamak istiyorsak, ilk yapmamız gereken; Kur’an-ı Kerim’i anlayarak, düşünüp aklımızı kullanarak okumaktır. Şayet bunu yapmamış isek; bu konuyu yazmanın, okumanın, tartışmanın hiç bir anlamı yoktur. Herkes dün olduğu gibi bugün de bildiği yoldan gidecektir.

Düşünüyorum da; Allah’ın Elçisi Muhammed’e vahyedilen ilk kelime olan “ikra-OKU” ve devamındaki kelimeler Peygamberimizin nefesiyle ve O’nun iki dudağından döküldü… Bizlerin, “Yaratan Rab’binin adıyla oku/çağır!” olarak anladığımız cümleyi Allah’ın Elçisi/Peygamberimiz  etrafındaki sahabeye  “İkra’ bismi rabbikelleżî ḣalak” diyerek iletti. Bu ayet, O’nun iki dudağının arasından ve O’nun nefesiyle sahabenin anladığı dilden söylendi. İşte Elçiye/Peygambere asıl itaat edeceğimiz konu budur…

Peygamberimizin Kur’anla ilgili iki dudağı arasından çıkanlardır… “Peygambere itaat” konuları, Peygamberimizin nefesi ile bizlere ulaşan ayetlerdir. Kısaca; Allah’ın bütün emirleridir. Yüce Allah onun için bir çok kez bizlere hatırlatmıştır. “Elçiye/Peygambere itaat Allah’a itaattir.”

Kur’an-ı Kerim’deki 6236 ayet, Yüce Allah’ın meleklerinden Cebrail tarafından Allah’ın Elçisine/Peygamberimize vahyolunmuş ve Elçi/Peygamberimiz de iki dudağı arasından dökülen ayetlerle, bizlerin Yüce Allah’a, bizleri Yaratan’a ulaşmamıza vesile olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de sık sık hatırlatılan Yüce Allah’ın “Elçiye/resule/Peygambere itaat” emri,  “Allah’ın Elçisinin/Peygamberin ağzından çıkan sözler benim sözlerimdir. O Elçiye itaat ederseniz bana da itaat etmiş olursunuz.” anlamını taşımaktadır.

Yüce Allah, yine Elçisi kanalıyla yalnız ve yalnız bizlere tebliğ edilene uymamızı, O’nun berisinden bir takım velilerin peşinden gitmememizi emretmiştir.

Bu emri etrafındaki sahabeye kim söylemiştir? A’raf Suresi 3. ayet kimin iki dudağından dökülmüştür?  Tabii ki Yüce Allah’ın Elçisi/Peygamberi tarafından…

A’raf Suresi 3. Ayet: “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!”

Öyleyse, Elçiye/Peygambere itaat; bu ayete itaat etmektir.

“Allah’ın ipine sıkı sıkı sarılın!” diye emreden Yüce Allah’ın bu emrini nefesiyle bizlere ulaştıran Elçiye/Peygamberime nasıl itaat etmem ki?

Aşağıdaki ayet de Yüce Allah’ın Elçisi/Peygamberimizin iki dudağı arasından sahabeye söylenmiştir…

Casiye Suresi 6. Ayet: “İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?”  diyen Elçiye/Peygambere itaat; bu ayete de itaat etmektir.

Bakınız Yüce Allah, Elçisi/Peygamberimize neyi emrediyor?

Enam Suresi 106. Ayet: “Rabbinden sana vahyedilene uy! O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!”

Ahzab Suresi 2. ayet: “Rab’binden sana vahyedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.”

Allah’ın Elçisi/Peygamberimiz de bakın ne diyor… (Enam Suresi 50. Ayet, A’raf Suresi 203. Ayet, Yunus Suresi 15. Ayet)

“Ben yalnız bana vahyolunana uyarım.”

Demek ki; Allah’ın Elçisi/Peygamberimiz, yalnız ve yalnız kendisine vahyolunan Kur’an-ı Kerim’e uymuş. O halde hep birlikte Allah’ın Elçisi/Peygamberimize itaat edeceğiz.

Allah’ın Elçisi/Peygamberimizin iki dudağından dökülen iki ayeti daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ahkaf Suresi 23. Ayet: “Dedi: “İlimi ancak Allah katındadır. Ben size, bana vahyedileni tebliğ ediyorum. Fakat sizin, cahillik edip duran bir toplum    olduğunuzu görüyorum.”  Gaybı yalnız kendisi bilen Yüce Allah bu günümüzü biliyor ve Elçisi/Peygamberimiz kanalıyla cehaletimizi yüzümüze vuruyor ve bizleri uyarıyor… Tabii ki düşünüp anlayana!..  İbret alanımız var mı?

Allah’ın Elçisi/Peygamberimizde hesap günü şunu söyleyecektir…

Furkan Suresi 30. Ayet: “Benim kavmim bu Kur’anı terk etti!..”

*

Toparlamak gerekirse; Elçisi/Peygambere itaat Kur’ana itaattir. Kur’ana itaat  ise  ALLAH’a itaattir.

“Ben de Allah’ın Elçisi/Peygamberime itaat ediyor, tıpkı O’nun yaptığı gibi, yalnız Allah’ın Elçisi/Peygamberimin bana tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’e uyuyor, O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmüyorum.”

Son cümle;

Her gün en az kırk kez, her rekat namazında “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.” dediği halde, peşlerine takıldıkları velilere kulluk edenlere CENNET HARAMDIR.

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret Arman

İSLÂMİYET,  YAHUDİLİK  ve  HIRİSTİYANLIK  AYRI  AYRI DİNLER MİDİR?

Bu üçlü arasında din konusunda kavram kargaşası yaşanmaktadır. Sadece biz Müslümanlar için değil, Yahudiler ve Hıristiyanlar için de kesinlikle anlaşılması gereken bir konu. Kur’anı okuyup anlamaya  çalıştığımda, sık sık kullanılan aşağıdaki kavramların yanlış olduğunu düşünüyorum.

“Semavi dinler”

“İbrahimî dinler”

“Tevhid dinleri”

“Dinlerin kardeşliği”

Allah’ın dinini konuşuyorsak “dinler” diyerek kullanılan çoğul bir ifade çok yanlıştır.

*

Konunun biz Müslümanlar açısından net anlaşılması için “İslâmiyet” kavramının  açıklanması gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda yaptığım araştırmalara göre;

İslâmiyet: Kelimenin kökü s-l-m (selam) kökünden gelmekte ve barış ve esenliği vurgulamakla beraber Kur’an’daki anlamı “teslimiyet” tir… Bu teslimiyet; koşulsuz olarak yalnız ve yalnız Allah’a teslimiyeti ifade eder. Yani bizler, İslâmiyet” kelimesini kullanmamız gereken yerde “Allah’a teslimiyet” kavramını kullandığımızda konu çok daha netleşecektir.  Örnek vermemiz gerekirse; Al-i İmran Suresinin 19. Ayetinin ilk cümlesi olan “Allah katında din İslâmiyettir (İslamdır).”  cümlesini “Allah katında din yalnız Allah’a teslim olmaktır.”  olarak anladığımızda çok şeyin değişeceğini söyleyebilirim.

Ayeti anlaşılması gereken şekilde tekrar yazıp üzerinde düşünelim…

Al-i İmran Suresi 19. Ayet: “Allah katında din YALNIZ ALLAH’A TESLİM OLMAKTIR.”

Ayeti bu şekilde anladığımızda, Allah’ın dininin (İslâmiyetin) yalnız biz Müslümanlara has olmadığını, Allah’a teslim olan diğer bütün Peygamberleri ve kavimlerini de içine aldığını göreceğiz. Doğru anlayış da budur. Zaten “Müslüman” kelimesi de Allah’ın elçisi ve Peygamberi Muhammed’in kavminden olanları ifade etmekle beraber bu konuda “Allah’a Teslim olan” anlamına gelmektedir.           

Bu açıklamalardan sonra asıl konumuza dönelim… Yazının başlığı olan soruyu tekrar soralım.

İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık ayrı ayrı dinler midir?

Bu sorunun cevabı, Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in yukarıda yazdığım Al-i İmran Suresi 19.  ayetinde verilmiştir.  “Allah katında din İslâmdır/İslâmiyettir. …”  Yani, Allah nezdindeki din; tek İlah/Tanrı olarak yalnız Allah’a teslim olmaktır.

İlk Peygamber Adem’den bu yana bütün Peygamberler Müslümandır (Teslim olan) ve  Allah’ın dini İslamiyeti (Allah’a Teslimiyet) yaşamışlardır ve yaşatmaya çalışmışlardır. Bu nedenle, Müslüman ve Müslümanlık kavramı sadece Peygamberimizle birlikte ve sadece Peygamberimize ve onun kavmine verilmiş bir kavram değildir. Peygamberimizden öncede İslamiyet ve Müslümanlık vardı. Konuyu İslâmiyet ve Müslümanlık olarak değil, ‘Teslimiyet’ ve ‘Teslim olma’ olarak düşünmeliyiz.

*

Kur’andan okuyalım…

Bakara Suresi 131-133 ayetler: Rabb’i ona, “Müslüman olup bana teslim ol!” dediğinde o şu cevabı vermişti: “Teslim oldum âlemlerin Rabb’ine!” İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti, Yakub da: “Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin.” Yoksa siz, Yakub’a ölümün gelip çatışına tanıklar mıydınız? Hani, oğullarına şunu sormuştu: “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” Cevapları şu olmuştu: “Senin ilâhına, ataların İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın ilâhına, tek ve biricik olan ilâha kulluk edeceğiz; biz yalnız O’na teslim olanlarız.”

Şu bilgiyi de not ederek devam edelim… İshak Peygamber İbrahim Peygamberin oğlu olup; Musa ve kardeşi Harun Peygamberler ile İsa Peygamberin annesi Meryem de  İshak Peygamberin soyundan gelmektedir. Dolayısıyla, Musevilerin de (Yahudiler) İsevilerin de (Hıristiyanlar) soyu, Kur’andaki  Müslümanlardan (Teslim olan) olan İbrahim Peygambere dayanmaktadır.

Peygamberimizle ilgili olarak Kur’anda geçen “Ben Müslümanların ilkiyim.” ayetini, kendisine Kitap indirilen Peygamberimizin, “kavminin ilk teslim olanı” olarak anlamamız gerektiğine inanıyorum.

*

Toparlarsak; İslamiyet, Yahudilik, Hıristiyanlık diye ayrı ayrı üç din yoktur!..

Allah katında tek bir din vardır… Arapça karşılığı “İSLÂMİYET” olan ve İlk insandan bu yana bütün Peygamberlerin ve kavimlerinin teslim olduğu “ALLAH’A TESLİMİYET” dinidir.

Allah’a teslimiyette değişen sadece Peygamberler, Kitaplar ve kavimlerdir… Kitap verilmeyen Peygamberlerin  Allah için söyledikleri ile  kendilerine Kitap verilen/indirilen Peygamberlerin Kitaplarında istenenler özünde aynıdır. Allah bütün Peygamberlerinden ve  yarattığı kullarından, yalnız ve yalnız tek ilah olarak kendisine teslim olmalarını istemiş ve kurallarını buna koymuştur.

Aşağıya yazacağım biribirinin hemen hemen aynı olan şu iki ayeti de aklımızdan hiç çıkarmamamızda yarar var.

Bakara Suresi 136. Ayet: Şöyle deyin: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, onun torunlarına indirilene, Mûsa’ya ve İsa’ya verilene ve diğer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O’na/Allah’a teslim olanlarız.” 

Al-i İmran Suresi 84. Ayet: De ki: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına indirilmiş olana, Musa’ya, İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O’na teslim olanlarız.”

Son cümleler… İslâmiyet (Teslimiyet); Koşulsuz olarak yalnız ALLAH’a teslim olmayı emreden, bütün Peygamberleri ve Kitapları içinde barındıran ALLAH’ın tek dinidir.

Ve “TEK DİN ALLAH’A TESLİMİYETTİR…”

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

ŞEYTANA  UYMAK ve  ARAF  SURESİ 18. AYET

 Günah  

Komşusunun seyahatte olduğunu fırsat bilen ve onun eşine tecavüz eden adam, Hakim karşısında boynu bükük, ağlamaklı bir şekilde kendini acındırmaya çalışır. “Şeytana uydum hakim bey!.. Çok pişmanım. Sizler böyüğümüzsünüz… Allah rızası için, iki çocuğumun hatırına… Çok pişmanım hakim bey.”

*

Kasabadaki gençlere iş imkanı sağlayan kasabalı  iş adamının fabrikasını  aylardır plan yapıp soyan gençler de hakim karşısına çıktıklarında aynı şeyi söylerler…

“Şeytana uyduk hakim bey!.. Çok pişmanız…”

*

Yukarıda verdiğim iki örnekten binlercesini  “Şeytana uydum!.. Çok pişmanım!..” dediğimiz her olay, her kötü eylem için çoğaltabiliriz… İyi güzel de, düşünüp taşınmadan her aklımıza geleni yapalım, Allah’ın ayetlerini/emirlerini hiç aklımıza getirmeyelim, ondan sonra da “Şeytana uydum!.. Pişmanım!..”  

Bitti mi? Hepsi bu kadar kolay mı? Bakalım Kur’an  şeytana uymak konusunda bizlere ne diyor?.. Kolayca, düşüncesizce, şeytana uyarak işlediğimiz bu fiiller başımıza ne iş açacak hiç düşündük mü? Okuyup görelim… A’raf suresi 18. Ayeti yazıyorum.

Allah buyurdu: “Çık oradan. Yenik düşmüş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”

Nasıl?.. Ayeti dikkatlice okudunuz mu? Yüce Rab’bimiz yemin ederek söylüyor… “Cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”

*

Şimdi kendimize soralım… Her gün en az kırk kez  namazlarımızda okuduğumuz  Fatiha Suresinde ne diyoruz Rab’bimize?  “Bizi doğru yola ilet…”

Her gün defalarca bunu söylüyoruz ama, Allah’ın bizi ilettiği doğru yol üzerine oturmuş olan şeytanla karşılaşacağımızı, o şeytanın bizi doğru yoldan saptırmak için her şeyi yapacağını/yaptıracağını neden düşünmüyoruz?

A’raf Suresi 16. Ayet : Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”

Unutmayalım!.. Tutku ve arzularını dizginleyemeyen kardeşlerim,  uydukları şeytana yenik düşecekler ve Allah katında en ağır şekilde cezalandırılacaklardır.  

Allah’ın doğru yolunda sürekli yürüyebilmek için; aklımızdan kötü şeyler geçtiğinde, nefsimize hakim olamamaktan korktuğumuzda kendimize gelelim ve iyi, güzel şeyler düşünerek şeytandan uzaklaşalım. İçimizdeki şeytanı uyandırmayalım!..

Ders almak ve “Kovulmuş şeytanın kötülüğünden ALLAH’a sığınalım.” dileklerimle…

En doğrusunu Allah bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

ALLAH’IN  “VERİN”  DEDİKLERİ,  SİZİN  VERMEYE  KIYAMADIKLARINIZ  OLMALI

Yardım3

Çoğumuzun yaptığı şeydir “ihtiyacı olana vermek”.

Yılın belirli zamanlarında, özellikle mevsim değişikliklerinde, kışlıkları, yazlıkları kaldırırken, indirirken, yerlerini değiştirirken  aklımıza gelir ve birbirimize söyleriz. “Giymeyeceklerinizi ayırın!.”  Hatta bütün ev halkının o anlarda hep birlikte olmasını isteriz ki, herkes giyeceklerini/giymeyeceklerini ayırsın da şu işi bir seferde bitirelim diye.

Bizlerin hamurunda var bu anlayış. Giymediklerimizi, kullanmayacaklarımızı, ihtiyacı olan kimselerin kullanımına sunmak. Bunun için her şeyi yaparız. Hatta onları bulmak için yakınlarımıza haber veririz. “Bildiğiniz, tanıdığınız, ihtiyacı olan varsa ona verelim.”

Yıllardır yapmaya çalıştığımız yardımseverlik genel olarak bu. Kullanmadıklarımızı, kullanmayacaklarımızı, tepeden tırnağa, şapkadan çoraba kadar muhtaçların kullanımına sunarız. Ülkeme şöyle bir bakıyorum da, artık belediyeler de belirli noktalara “toplama kutuları” koymuşlar. Kasaba halkı kullanmayacaklarını buralara bırakıyor, burada toplananlar daha sonra ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor. Bu duruma ve bunlara  razı olan muhtaçlar çaresiz utana sıkıla, hatta bazıları çalarcasına bunları alıyorlar ve alacaklar. Çünkü böyle görmüş, böyle alışmış, böyle alıştırılmışız!..

Doğrusunu bilmeden, öğrenme gereği dahi duymadan,  yıllardır her yerde ve herkes böyle yapıyor… “Kullanmadıklarınızı ayırın. İhtiyacı olana veririz.”

Bunda ne kötülük var? diyeceksiniz. Tabii ki yok… Muhtaçları düşünmek bile başlı başına bir ibadet. Ancak; okuyup öğrenme alışkanlığı olmayan bir ülkede bundan iyisi Şam’da kayısı!..

Yüce ALLAH, sevap adına yaptığımızla bu paylaşımlarla ilgili bakın ne diyor?

Bakara Suresi 267. Ayet: Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın temiz ve güzellerinden infak edin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pis/bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Bilin ki Allah Ganî’dir, cömertliğine sınır yoktur; Hamîd’dir, bütün övgülerin sahibidir/övgüye layık olanları gereğince över.”

Yüce ALLAH, “kazandıklarınızın temiz ve güzellerinden verin” diyor. “sizin kullanmayacağınız  pis, bayağı şeyleri vermeyin” diyor. “vermeye kıyamayacağınız şeyleri verin, hatta yenisini verin” demek istiyor.

Sırf vermiş olmak için vermemeliyiz!.. Pis ve çöpe atılması gerekenleri gerçekten çöpe atmalı ve yardımlarımızı ALLAH’ın ayetine uygun olarak yapmalıyız diye düşünüyorum.

Muhtaç olana vermek, en güzel ibadetlerden birisidir. Kitabımızda bunu emrediyor. Ama yukarıdaki ayeti unutmamamız gerekir diye düşünüyorum. Muhtaçlara yardım ve bu yardımların artması dileklerimle…

Doğrusunu ALLAH bilir…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

NEDEN  ÖLMÜŞ  KARDEŞİMİZİN  ETİNİ  YEMEYİ    ÇOK SEVİYORUZ ?

“ALLAH  tüm inananlara tövbe etmeyi nasip etsin.”

gIYBET 3

Müslüman aleminde, anlamakta en çok zorlandığım konulardan birisi aşağıda yazacaklarımdır. Konuşurken mangalda kül bırakmıyoruz… “Bu ülkenin % 99 u Müslüman.”  Evet evet!..  Doğru bir cümleymiş gibi sıkıştığımızda bu cümle kullanılır. “Bu ülkenin % 99’u Müslüman.” Gerçekten böyle mi?

Tabii ki bir Müslüman; namazını, orucunu, haccını unutmayacak. Ama daha da önemlisi, bir Müslüman ALLAH’ın dininin ve emirlerinin bunlarla sınırlı olmadığını da bilecek!.. Yüce ALLAH’ın biz Müslümanlara daha binlerce emri olduğunu, iman ettiği Kitabı okuduğumuzda anlayacağız.

“Elhamdülillah Müslümanım.” demekle bu iş bitiyorsa %99’u olmasa bile %90’ın üzerindekiler için  Müslüman diyebiliriz. Ben bunlara “iman ettiği kitabından habersiz dilde müslümanlar” diyorum. “İman ettim” dediği kitaptan haberi olmayan, o kitabı hakkıyla okuyup anlamamış, Yüce ALLAH’ın emirlerinden, öğütlerinden habersiz, dinlerini sakallı, takkeli, hoca sıfatlı kişilerden,  bilmeyen atalarından(!) öğrenen gruptur bu Müslümanlar. İbadetlerini, atalarından gördükleri, öğrendikleri gibi yapmaktadırlar ve namaz, oruç, hac kavramlarının dışında din hakkında bildikleri fazlaca bir şey yoktur.

Çok değil, üç gün önce… TV sunucusunun, “La ilahe illallah” ne demektir, anlamını biliyor musunuz?” sorusuna cevap almak için uzattığı mikrofona, yaşları 15-70 arası olan 10 kişiden dokuz tanesinin utanmadan ve sıkılmadan  “He valla bilmiyorum.” cevabını verenler, ya da utancından cevap vermeden kaçanlardır bu Müslümanlar.

*

Bütün bunları neden yazdım? Öncelikle biz Müslümanlar olarak, dinimizi neden anlamak istemediğimize olan isyanımı dile getirdiğimi söyleyebilirim… Yazımın başında dedim ya “Anlamakta en çok zorlandığım konu” diye. İşte bu konu… Ben, iman edilen bir Kitabın okunmadığı dini, müslümanlığı anlamıyorum.

İçinizde bana şu ezber cümleyi de söyleyenler olacaktır. “İnanç, İman gibi konular  ALLAH ile kul arasında  kardeşim! Sana ne?”  Evet, bu ve benzer cümleleri işitir gibiyim. Ama ben yine de “bana ne?” demeyeceğim. İman ettiğim kitaptan okuyup, anladıklarımı, inandığım doğruları her yerde ve her zaman paylaşacağım.

*

Yüce ALLAH Kamer Suresinin 17-22-32 ve 40. Ayetlerinde aynı sözleri vurgulayarak  bakın ne diyor;

“Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!”

Yukarıda tarif ettiğim Müslümanlardan kaç tanesinin bu ayetlerden haberi var? Yüce ALLAH’ın ayetlerinden öğüt ve ibret alan var mı? Yüz kişiden beş tanesi bu ayetleri biliyor mu? Bence bilmiyor. “İman ettim” dediği kitabı okumamış kişilerin bu ayetlerden nasıl haberi olacak? Ama bu okumamazlık başımıza ne işler açıyor bir bilsek!

*

Müslümanım diyen bizlerin asla vazgeçemediğimiz bir alışkanlığımızı dile getireceğim. Dedikodu… Yani gıybet.

Evlerimizde, iş yerlerimizde, kahvehanelerde, sokakta, otobüste, metroda, yürürken, ama iki kişi ama daha çok, dedikodu yapmayanımız var mı?

Herhangi birisinin arkasından konuşmayanımız, onu çekiştirmeyenimiz var mı?

Tanıyalım ya da tanımayalım… Birisinin ayıbını aramayanımız var mı?

Yukarıdaki benzer sorular çoğaltılabilir. Ben, kısa kesmek istiyorum.

Hem ALLAH’ın “yapmayın” dediği şeyleri yapacağız, sonra da “elhamdülillah Müslümanım” diyeceğiz. Oh ne ala, ne ala!..

Yüce ALLAH, biz Müslümanların bu davranışı için başımıza neler gelebileceğini, Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de nasıl söylüyor?

Hucurat Suresi 12. Ayet: ” Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah’tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.”

Ayeti okuduğunuzda anlamadıysanız ya da içiniz titremediyse anlayana kadar tekrar tekrar okuyunuz.

Yüce ALLAH, zannı, ayıp aramayı ve dedikodu (gıybeti) yapanlara vereceği cezayı ayette söylüyor. “Ölmüş kardeşinin etini yemek ister misin?” örneğini vererek, dedikodu yapanlara nasıl ağır bedeller ödeteceğini söylemiyor mu? Peki bizler niye hala her yerde ve her zaman hala dedikodu yapıyoruz? Neden? Yoksa, ölmüş kardeşimizin etini yemek hoşumuza mı gidiyor?

“Elhamdülillah Müslümanım” dediğimiz halde; ALLAH’ın onlarca ayetinde “okuyun, anlayın” diyerek emretmesine rağmen, “iman ettim” dediğimiz Kitabımızı neden okuyup anlamıyoruz?

Merhameti bol Rab’bimiz hala bizlerden umutlu ki, yanlışımızdan dönmemiz için ayetin son kısmında tövbe kapısını hatırlatıyor bizlere…

“…Allah’tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.”

Dil Müslümanlığından kurtulup gerçek bir Müslüman olmak için,  “İman ettim” dediğimiz Kitabımızı okuyup anlamak için, en azından dünya hayatımızın bundan sonrasını iman ettiğimiz Kitabı bilerek yaşamak ve tövbe edenlerden olmak için daha neyi bekliyoruz?

Doğrusunu ALLAH bilir.

ALLAH’a emanet olun.

Fikret ARMAN

ŞEYHLERİ,  ŞIHLARI,  GAVSLARI,  TARİKAT  ve  CEMAAT  LİDERLERİNİ RAB’LER EDİNENLER

tarikat 2

Yazıma herkesin inancında özgür olduğunu, buna kimsenin karışamayacağını vurgulayarak başlamak istiyorum. Buna inanılmaz saygı duyuyorum.

Ne diyor Yüce Rab’bimiz Müslümanlar için indirdiği kitabında;

Bakara Suresi 256. Ayet: “Dinde baskı zorlama yoktur. …”

Tabii ki herkesin inancı kendine. İstediği gibi inanır ve inancını istediği gibi yaşar. Ben sadece bana düşen hatırlatma görevimi yapacağım. Gelelim konumuza…

“Müslümanım” dediği halde yazımın başlığındaki velilere ve benzerlerine tapanların, onların yolundan gidenlerin, “iman ettim” dedikleri Kur’an-ı Kerim’den haberleri olduğuna inanmıyorum.

Şayet Kur’an-ı Kerim’den haberleri ve ALLAH korkuları varsa bir an önce tövbe edip doğru yolu bulmalılar. Yok eğer Kur’an-ı Kerimden haberleri yoksa ve gerçekten Müslüman iseler bir an önce iman ettikleri kitaba dönmeliler… O’nu okuyup anladıklarında gerçek Müslüman olup olmadıklarına kendileri karar verecekler.

Zümer Suresi 3. Ayet: “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.”

Anlamakta en çok zorlandığım konulardan birisidir bu konu. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum… Hem de çok zorlanıyorum. İman edip teslim olduğumuz bizleri yaratan Yüce ALLAH var iken, velilerin ardından giden, onlara kulluk eden bu Müslümanları anlamakta zorlanıyorum. Müslümanım diyen bu kardeşlerimizi yanlış yolda olduklarını ve şirke bulaştıklarını hala bilememektedirler. Kesinlikle yanlış yoldalar. Ben onlara bazı ayetleri hatırlatıyorum ve bundan sonrasını kendilerine bırakıyorum… ALLAH yardımcıları olsun.

Bazı Kardeşlerim bana kızabilir! “Sana ne insanların inancından?” diye sorabilirler. Bu Kardeşlerim ne kadar haklı olabilirler bilemiyorum. Yapmak istediğimi yukarıda açıkladım. Gerçekten Müslümanım diyorlarsa bir an önce doğru yolu bulmaları için yanlış olduğunu düşündüğüm konuları onlara söylememin ALLAH’ın emri olduğunu biliyorum.

Saff Suresi 14. Ayet: “Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! …”

*

Müslümanım diyen Kardeşim,

Her namazında defalarca “yalnız ALLAH’a kulluk ederim” diyorsun da, sıfatları yukarıda yazılı olan evliyanın yanında ne işin var? Yüce ALLAH ALLAH’tan başkasını veliler edinmeyin.” demesine rağmen ve sen hala hem ALLAH’ın kulu hem de velinin müridi olarak onların yanındaysan, kusura bakma,  cezasına katlanacaksın. İman ettiğin Kitap böyle söylüyor… Bir Müslüman hem ALLAH’ın kulu, hem de bir velinin müridi olamaz!.. Bu ŞİRKtir!.. ALLAH’a ortak koşmaktır.

Zümer Suresi 36: “Veli olarak Allah kuluna kafi değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.”

Yüce Rab’bimiz sadece kendisine kulluğu emretmiş iken, kulluk edilmesini Meleklerine, Peygamberlerine dahi vermemiş iken, bu veliler kim oluyor da onlara kulluk ediliyor?

Ali İmran Suresi 80. Ayet: “Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?”

Yüce ALLAH, Peygamberimize kulluk etmemizi bile yasaklanmış iken kimdir bu kulluk edilen veliler? Yoksa ALLAH’ın ayetlerini inkar mı ediyorsunuz?

“Müslümanım” diyen Kardeşim,

Her namazında ALLAH’ım bizi doğru yola ilet” diyorsan, ALLAH’ın doğru yolunda olmak istiyorsan, KUR’AN-I KERİM’in emirlerine uyacaksın. İman ettiğimiz Kitabımızın da söylediği gibi, o velilerle ilişkimizi kesmedikçe işimiz çok zor.

Münafikun Suresi 6. ayet: “… Allah fasıklar (Allah’ın emirlerine uymayan) topluluğunu doğru yola eriştirmez.

ALLAH, doğru yola girmek isteyen inananların yardımcısı olsun.

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve dua ile,

Fikret ARMAN