Arşiv | Toplum RSS for this section

YURDUM   MÜSLÜMANI  -4-

55869724

-“Hayırlı Cumalar olsun İsmail.”

-Hayırlı Cumalar Hüseyin ağabey.”

-“Böyle ailecek Hacı Bayram ziyaretinden mi?”

-“He ya Hüseyin ağabey. Kız üniversite sınavına girecek, oğlanların biri lise, diğeri orta ikinci sınıfta… Zihin açıklığı için, sağlık için, kısmetler için Hacı Bayram Dededen yardım istedik. Çok faydasını görenler olmuş.”

-“Yahu İsmail, sen biraz önce Camiden çıkmadın mı?”

-“Evet Hüseyin ağabey!.. Yarım saat oluyor.”

-“Camide “İyyake na’budu ve iyyake nestain.” demedin mi?”

-Yok valla Hüseyin ağabey, demedim!”

-“Dedin İsmail, dedin!.. “İyyake na’budu ve iyyake nestain.” dedin.”

-“Valla demedim ağabey! Namazımı kılıp çıktım. O dediğinin ne olduğunu bile bilmem.”

-“Yemin etme!.. Şimdi günde en az kırk kez okuduğun şu Fatiha suresini bir oku bakayım!”

-???

-“Hadi İsmail, oku oku!.. Sesli oku.”

-“Bismillahirrahmanirrahim. ……………………… ……………. İyyake na’budu ve iyyake nestain”

-“Orada dur. Son kısmını bir daha oku!”

“İyyake na’budu ve iyyake nestain… Valla okumuşum be Hüseyin ağabey. Allah’tan kötü bir şey değilmiş. Fatihadan okumuşum. Ohh be!..”

-“Öyle hemen “ohh” çekme İsmail. “İyyake na’budu ve iyyake nestain.” derken Allah’a ne dediğini biliyor musun?”

-???

-“Ben  söyleyeyim… Bilmiyorsun. Hergün kırk defa papağanlar gibi ezbere okuyorsun ama ne dediğini bilmiyorsun… Zaten bilsen  Allah’a karşı geldiğini farkedip, yandaki Hacı Bayram’dan hiçbir şey istemezdin. Sen Allah’a dedin ki; “Yalnız sana ibadet/kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz.”

-“Sen nereden biliyorsun Hüseyin ağabey?”

-“Şu küçük cep kitabını al… Kur’an-ı Kerim’in Türkçe meali. Eskişehire giderken okumak için almıştım. Bu kitabı anlayarak oku. Allah’a ne dediğini bilerek dua et. Çünkü bir Müslüman sadece ve sadece Allah’tan yardım ister ve sadece Allah’a sığınır. Senin gibi Türbedekilerden yardım istemez. Yardımı sadece Allah’tan ister.”

-“Ne diyeceğimi bilemiyorum Hüseyin ağabey. Allah senden razı olsun. Geç de olsa gözümü açtın. Allah ne muradın varsa versin.”

“Allah hepimizden razı olsun İsmail. Bundan böyle Kur’an’ı anladığın dilden okursan sen kazanırsın İsmail. Anladığın dilden oku, anla, anladığını yap… Allah’tan başka hiç kimseyi veli edinip ondan yardım isteme… Geçmiş günahların için tövbe edersin. Allah tövbeleri çok kabul edendir. Hadi şimdi yengeyi ve çocukları al, yeni bir inanca doğru yola çık. Allah emanet olun.”

Fikret ARMAN

Reklamlar

SON  ÜZÜM  TANELERİ

“Son taneleri çaresiz bırakmayalım!”

Üzüm3

Çorbası, salatası, yemeği, Allah ne verdiyse yedikten sonra sıra onlardadır. Tatlı, ya da meyve… Menüde meyve varsa ve şayet üzüm ise; üzümler salkım salkım büyük bir tabağın içerisine konur ve sofradakilerin afiyetine sunulur.

Üzüm yemeyenimiz yoktur sanırım. Düşünsenize, çarşıda gezerken, manavın meyve kasasında bir salkım üzümü canınız çekmiştir de parasını ödeyip yıkadıktan sonra onu parktaki bankın üzerinde bir güzel, tane tane yersiniz.

*

Salkım üzümü yemek herkes için aynıdır, hepimiz aynı şeyi yaparız. Beynimiz, gözlerimize ve parmaklarımıza talimatını  verir… Gözler hep salkımdaki en iyi ve canlı olanı arar,  parmaklar gözlerin “tamam” dediklerine uzanır, onları kopartır ve hoooppp mideye…

Taneli meyvelerde bu hep böyledir… Gözler hep kalan en iyileri arar ve parmaklar da gereğini yapar… Sonra yine geriye kalanların içinden en iyileri seçilir ve mideye… Kiraz da, vişne de, erik de, üzüm de hep aynı şeyi yaparız… Sürekli olarak kalanın en iyisi seçilir. Gözümüz hep kalanların iyilerini seçmeye çalışır, parmaklar onlara uzanır…

Sofradaki üzüm tabağında ya da salkımda kalan kurumuşlar, çizik olanlar  ya da hasarlılar hep salkımın son taneleri olmuşlardır… Onları çöpe atarız.

Oysa, o dalında kuruyan, bir kuşun didiklediği üzüm tanelerinin hiçbir suçu yoktur. Diğer tanelerin arasında güneşi göremeyip ezilen ve büyüyemeden kuruyan o tanenin adresi de hep çöp kutularıdır. Keza didiklenen taneler de çöptedir. Yemeyiz onları… Beynimiz gözlerimizin gördüğü bu taneler için “al” emrini parmaklara iletmez. Kuruyanların, büyüyemeyenlerin, didiklenenlerin, salkımında güneşi göremeyenlerin kaderidir çöp kutularına gitmek.

*

Oysa toplumumuz da bir salkım üzüm ve  bizler de o bir salkım üzümün taneleri değilmiyiz?

Oturduğumuz apartmanımız, sitemiz, sokağımız, mahallemiz, kentimiz birer üzüm salkımı değil mi? Bizler o salkımın taneleri değil miyiz? İçimizde hiç mi doğuştan sakat, güneş görmemiş, kazaya uğramamış, sonradan bir illet hastalığa yakalanmamış üzüm taneleri yok? Bizler bu üzüm tanelerimizi görmemezlikten gelerek çöpe atabilir miyiz?

Hayır!.. Atamayız… Onlar için bir şeyler yapmalıyız… Organ ise organ, kan ise kan, ilik ise ilik bulmalıyız!.. Onlara güneşi gösterecek, onları aynı salkımın taneleri olduğumuzu anlatacak, onları sevecek etkinliklerimizi asla ve asla ertelememeliyiz. “Ateş düştüğü yeri yakar!” cümlesini söyleyip, düştüğü yeri ve orada yananları tek başlarına bırakmamalıyız… Ateşin azalmasında, hatta sönmesinde bizlerin de tuzu, katkısı bulunsa çok ok daha iyi olmaz mı? Böyle yaptığımızda Yüce Allah’ın da bizden istediği, “muhtaçlarla PAYLAŞIN ve onlara DESTEK VERİN” emirlerini yerine getirmiş olmaz mıyız?

Ülkemizde; onbinlerle, yüzbinlerle  ifade edilen ve organ bekleyen hastalarımızdan, çocuk yaşlarında ilik bekleyen, uygun bir doku ve kan bekleyen lösemili yavrularımıza bu desteği vermenin bir insan için en büyük İBADET olduğunu düşünüyorum. Bizler onlar için dualarımızı eksik etmiyoruz, bunu biliyorum… Ama, sadece dua etmek yeter mi?

Maide suresi 5/32 ayet: “………… . Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları  yaşatmıştır.”

Tüm insanlar, hiç ertelemeden, hemen bugün bu desteği vermeliyiz.

Hepimiz aynı salkımın taneleriyiz… Salkım olarak hep birlikte destek verip, salkımdaki üzüm tanelerimizi korumak ve yaşatmak hepimizin görevi olmalıdır.

İnsanlık; bizlerden, desteğimizi bekliyor.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN