İMAM  KARDEŞLERİME HATIRLATIYORUM

diyanet_hutbe_h91844_be5a7

Tüm imam kardeşlerime esenlik ve güzellikler dileyerek başlamak istiyorum yazıma.

Onların yeri bende bir başkadır. İçlerinde bağrıma bastıklarımda oldu, kızdıklarımda…  Neden kızdığımı hiç içime atmadam anında söyleyenlerden olduğum için hep karşılıklı konuşmuşumdur onlarla.  Keyifle saf tutmuşumdur arkalarında… Yanlış yapıyor olduklarını düşündüğümde uyarmışımdır onları.

Bugünkü yazımda da bir şeyler söyleyeceğim bu değerli kardeşlerime.

Ben biliyorum ki, bütün imam kardeşlerim Allah’ın yardımcılarıdır. Tıpkı Saf Suresinde Yüce Rab’bimizin söylediği gibi.

Saf Suresi 14. Ayet: Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?” demişti de, havariler: “Biz, Allah’ın yardımcılarıyız!” cevabını vermişlerdi. Bunun ardından, İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.

Evet… Ben, iman sahibi bütün imam kardeşlerimi Allah’ın yardımcıları olarak görüyorum. Bu nedenle yaptıkları görevin ne kadar anlamlı, ne kadar ince ve fakat tüm bunların yanında çok çok zor bir görev olduğunu düşünmelerini istiyor ve görevlerini bu düşünce ile yapmalarını diliyorum.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki; Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır!”

Değerli kardeşlerim sizlerde biliyorsunuz ki, Yüce Rab’bimiz Zümer Suresi 3. Ayetine bu cümle ile başlıyor… Gerçek dinin, saf dinin yalnızca Allah’ın dini, yani Kur’an dini olduğunu söylüyor. Sizlere düşen görev, bunu her namaz öncesi gelen kardeşlerimize hatırlatmak. Hitap ettiğiniz kardeşlerinize yalnız ve yalnız Allah’ın dinini anlatmalısınız.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki; “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz?”

Yüce Rab’bimizin A’raf Suresi 3. Ayetindeki bu öğüdünü de Müslüman kardeşlerimize her fırsatta hatırlatmalısınız ki, şeyhlerin, şıhların, cemaat ve tarikat liderlerinin peşlerine takılmasınlar… Onlara, doğru yolun Kur’andan ve Allah’ın arı, duru dininden geçtiğini her fırsatta anlatmalısınız.

* Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Konuşmalarınızda Peygamberimizden de tabii ki bahsedeceksiniz… O’nun şanını şerefini de yücelteceksiniz… Ama n’olursunuz;  salavatlarla değil!.. Şefaatin ve hükmün yalnız ve tümden Allah’a ait olduğunu, her konuşmanızda, Kur’anı okumayan Müslüman kardeşlerinize duyurunuz.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Allah’ın dininin doğru anlaşılmasında en büyük görev sizlere düşüyor. Sizler sadece Allah’ın Kitabı ile Müslümanları yönlendirirseniz doğru yolu bulacaklardır. Yoksa, “Müslümanım” diyen kardeşlerimizin, kendilerini doğru yol üzerinde zannedip, hayatları boyunca şeytanın ayak izlerini takip edeceklerinden hiç şüpheniz olmasın. Bu durumu engellemek, onlara en yakın kişiler olarak  büyük ölçüde size düşüyor.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Namaz kıldırdığınız Müslüman kardeşlerinize dini “Türkçe” anlatınız. Bir çoğu Arapça biliyor olabilir… Olsun!.. Sizler içlerinde Arapça bilmeyen bir kişi olduğunu düşünerek dini konuları Türkçe anlatınız. Hitap ettiğiniz insanların anladıkları dili konuşunuz… Nasıl ki İncil;  Süryani alfabesinde Aramice yazılmış, fakat Almanya’da Almanca, İngiltere’de İngilizce, İtalya’da İtalyanca, İspanya’da İspanyolca anlaşılıyor ve anlatılıyorsa, Arapça yazılan Kur’an-ı Kerim’i de Ülkemizdeki inananların anlayabilmesi için onlara anladıkları dilden anlatın ve bu konuda onları teşvik edin. Ben biliyorum ki,  Allah’ın ne dediğimizi bilmemizi istediğini iman ettiğimiz Kitabımızın yazdığını sizlerde biliyorsunuz. ‘Allah’ın Yardımcıları’ olarak sizlerin yapması gereken, cemaate karşı yapacağınız bütün dini konuşmaları TÜRKÇE yapın… Sizleri dinleyen herkes, sizlerin ne dediğinizi, ne demek istediğinizi sizin ağzınızdan anlasın…

* Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Her zaman Kur’andan konuşun… Kur’anda olmayan şeyleri (Kur’anda varmış gibi) anlatmayın. Yüce Allah’ın, “Ey iman edenler” diyerek başlayan ayetlerinde, iman eden herkes için verdiği emri, sizler,  Allah’ın dışındaki bir takım velilere uyarak ya da kendi havanıza göre hüküm vererek “Cuma namazı kadınlara farz değildir!” asla söylemeyiniz. Bu örneği ve benzeri cümleleri söylerken binlerce kez düşünüp konuşunuz… Dinini öğrenmek isteyenler, doğruyu yapmak isteyenler  adına böylesi cümlelerin vebalinin tamamen size ait olacağını biliniz. Bunların hesabını Rab’bimiz sizin sayfanıza yazacaktır.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Camilerde/Mescitlerde kutlanan kutsal(!) gün ve gecelerin, Allah’ın Dininde yeri oluğunu ya da olmadığını inanan kareşlerimize mutlaka açıklayın. Kur’an da var mı, yok mu? Kur’anda yazmayan bir şey Allah’ın dininden midir? Bunları sizleri dinleyenlere mutlaka anlatın, açıklayın… Oraya gelenleri doğru bilgilendirmekten kaçınmayın.

*

Allah’ın Kitabını bizlerden çok daha iyi bildiğine inandığım imam kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ki;

Her gün beş vakit namaza gelenlere, “iman ettik” dedikleri kitabı okuyup anlamaları gerektiğini, bunun için de Kitabı anladıkları dilden okumalarını  söylemeyi unutmayın. Mutlaka ve mutlaka her namaz vaktinde hatırlatın onlara… Kitabı anladıkları dilden okuyup anlasınlar ve dinlerini  o Kitaba göre yaşasınlar…

*

İşte böyle değerli İmam Kardeşlerim… Yukarıda verdiğim örnekler gibi daha onlarca, yüzlerce konu var. Sizler, siz olun, Allah’ın Yardımcıları olun  ve yalnızca Allah’ın dinini konuşun ve anlatın onlara. Güzelliğin farkına varacaksınız.

Hani, çoğu vatandaşımızın düşündüğü gibi “Zaten ne yapıyorlar ki, 5 vakitte 40 rekat namaz kıldırıyorlar… Hepsi bu!”  diye düşünenlerden değilim.

Tam tersine!.. Ben, namaz kıldırmanızın ötesinde, sizlerin, yaptığınız ve yapacağınız  konuşmalarla inananları yönlendirmede, bilgilendirmede  Kur’an-ı Kerim’den sonraki belirleyiciler olduğunuzu düşünen ve Allah’ın dini konusunda vebalinizin çok çok büyük olduğuna inananlardanım.

Hesap günü, Yüce Rab’bimiz İslam alemini sorgularken, iman edenlerin çok büyük bir bölümünün, yaptıkları ibadetlerin doğruluğu  nedeniyle  sizleri göstereceğinden, dinlerini sizlerden öğrendiklerini  söyleyeceklerinden hiç şüpheniz olmasın…

Unutmayın!.. Vebaliniz çok ama çok büyük!.. Allah yardımcınız olsun…

En doğrusunu Allah bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

Reklamlar

“ELHAMDÜLİLLAH  MÜSLÜMANIZ (!)”

Önceki yazılarımda insanlarımıza hep “okuyun” dedim… Hep “anlayın” dedim. Hesap günü sorumlu tutulacağımız Kitabımızı “elimizden düşürmeyelim, sadece o kitabı okuyalım, anlayalım, o Kitaba göre yaşayalım” diye yazdım.

Aslına bakarsanız yazdıklarımın, inananlara pek faydası olduğunu söyleyemem.   Biz inananlar alışmışız dürtülmeye!.. Hep başkalarının yol göstermesine!.. Neyi, ne zaman, nasıl, ne için yapacağımızı çoğu zaman hep başkaları söyler. Onlar nasıl söylerlerse bizler de ona göre yaparız. sabahleyin nasıl uyanacağımızdan, gece yatağa girerken neyi nasıl yapacağımızı, hep bir takım sıfatlar yakıştırdığımız büyüklerimiz söylemişlerdir… Maalesef bu böyledir. Hele din konularında!.. Yataktan kalkarken önce hangi ayağımızı yere basmalıyız? Gece yatmadan önce hangi duayı kaç kere okumalıyız? Bunları ve benzerlerini büyüklerimiz bizlere öğretip ezberletmişlerdir. Öğretilenlerin büyük bir bölümü namaz, oruç ve hac üzerinedir. Çünkü Müslüman denilince akla ilk gelen üç kelimedir namaz, oruç ve hacdır. Bunlarla ilgili merak edilenlerde, bilinmeyenler de, danışılacak insanlarımızdır hocalarımız, büyüklerimiz.

“Hocam… Rükuya eğildiğimde elimin beş parmağını dizimize nasıl koymalıyız? Bitişik mi olacak yoksa aralıklı mı olacak”

“Dede, sen bilirsin… Sofrada hurma varken orucumu ekmekle açtım. Günaha girdim mi?”

“İsmail hocam, Allah nasip ederse bu yıl hanımla hacca gideceğiz de bize bir yol göstersen!.. Mahallelinin hepsinden mi helallik almalıyım yoksa sevmediğim, istemediğim bazılarından helallik almasam olur mu?”

Böylesi akıl almaz sorular ve cevaplardan bu güne kadar vazgeçmedik,  vazgeçmeyeceğiz!.. Çünkü “din” dediğimiz sadece(!) namaz, oruç ve hacdır… Gerisi hikayedir.

İşin en hazin tarafı ise; bütün bu soruların cevapları “iman ettim” dedikleri Kur’an-ı Kerim’de yazıyor olmasına rağmen, “Elhamdülillah Müslümanım” diyenlerimiz, Allah’ın emri olmasına rağmen O’nun kitabını açıp, okumak, anlamak ve Allah’ın ne dediğini, kullarından ne istediğini öğrenmek istemezler… Öğrenmek istediklerini, hocalarına, büyüklerine sorarlar. Böyle yaptıkça da farkında olmadan Allah’ın dininden uzaklaşırlar.

*

Birkaç gün önce gazete haberlerinde inanılmaz bir haber okudum. Haberi özet olarak yazıyorum.

Başı örtülü genç bayan mahalledeki oduncuya gelir… Cebindeki bütün paraları oduncuya uzatarak

“Bana altı liralık odun verir misiniz?” Şaşırmıştır oduncu…

“Hangi devirde yaşıyoruz bacım? Altı liralık odun olur mu?”

Sonuçta oduncu bir çuvala 10-15 kilo odun koyarak genç bayana verir ve ücretini de almaz.

Koşar adımlarla evine gelen genç kadının iki çocuğu tir tir titremektedir. Kadın çocuklarına sarılıp biraz olsun ısıtmaya çalıştıktan sonra “Sıkın dişinizi… Bakın odun getirdim… Az kaldı.. Birazdan sobamız yanacak ve ısınacağız.”

Odunları sobaya atmış, ancak ıslak odunlar yanmamıştı. Titreyen çocuklarını gören genç kadın dışarıdaki hurda kamyon lastiğini parçalayıp yakmayı ve ısınmayı denemişti ama yine olmamıştı. Çaresizdi kadın… Banyodaki saç kurutma makinesini fişe takıp çalıştırmış ve oğlunun eline tutuşturmuştu.

”Bak oğlum, ara sıra kardeşine de tut… O da ısınsın. Tamam mı?” dedikten sonra yan odaya geçerek kendini asıp yaşamına son vermiştir.

Haber böyleydi… Haberi okuduğumda gözlerim ıslanmanın çok ötesindeydi. Ve düşünüyordum… Hani laf açılınca mangalda kül bırakmayan bizler hep Peygamberimizden örnekler veririz. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Bu cümleyi söyleriz de yapmamız gerekeni yapmayız. “Elhamdülillah Müslümanım” diyenlerin çoğu o iki çocuklu kadını görmemişlerdi. Bir Müslüman olarak, ama az ama çok, ellerinden geleni yapmaları gerekirken onlar başka yerlerdeydi. Onlar bu ihtiyaç sahiplerini görmeyip, Allah’a karşı doğruyu(!) bulmaya çalışıyorlardı…

“Parmaklar bitişik mi olacak, aralıklı mı?” Bir diğeri de orucunu düşünüyordu… “Hangisi daha sevaptır hocam? Orucu hurma ile açmak mı, yoksa zeytin ile açmak mı?” “Elhamdülillah Müslümanım” diyen insanım, verdiği nimetler için Allah’ına şükredeceğine sevap derdine düşmüştür. Bu insanın ihtiyaç sahiplerine/muhtaçlara yönelmesi zaten beklenemez.

*

Bunları neden yazdım?

Tabii ki namazımızı kılacağız…

Tabii ki orucumuzu tutup, haccımızı da yerine getireceğiz.

Hiç bir inananın bunlara itirazı olamaz. Bu ibadetlerimiz “yapabilirlik/güç” ile ilgilidir. Yani; namaz kılacak gücün varsa kılarsın… Oruç tutacak gücün varsa oruç tutarsın… Hacca gidecek gücün varsa hacca gidersin. Bunları yapacak gücün yoksa Yüce Allah sana “Bunları neden yapmadın?” diye hesap sormayacak. Bunu ben söylemiyorum. Bakara Suresi 286. Ayetin ilk cümlesi söylüyor.

“Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/teklifte bulunmaz. …”

İnanan Müslümanlar olarak bilmediğimiz en önemli konu, din; sadece namaz, oruç ve hacdan ibaret değildir. Yüce Allah’ın çoğu zaman bu ibadetlerimizin önüne geçen emirleri vardır.

“Yoksulu doyurun.”  gibi…

“Yetim hakkı yemeyin!”  gibi…

“Sadakanızı verin.”  gibi…

“Zekatınızı verin.”  gibi…

“Hayırlı işlerde birbirinize destek olun”  gibi…

“Allah için Adaleti gözetip kollayın!..”  gibi…

“Paylaşın, yardımlaşın…”  gibi…

Yaşamımızın vazgeçilmezleri olacak daha nice emirleri, öğütleri var Yüce Allah’ın. Ama biliyor muyuz? Hayır!… Çoğumuz bilmiyoruz!.. Çünkü “İman ettim” dediğimiz Kitabımızdan haberimiz yok!.. Varsa, yoksa hocaların, büyüklerin ne dedikleri önemlidir bizler için. Onlar ne derse “din” o’dur. Allah’ın dini ise duvarlarda asılı durup, okunup, anlaşılmayı beklemektedir.

Hani ülkemiz için diyorlar ya! “Müslüman Ülke”…  Hiç birbirimizi kandırmayalım ve gerçek  “Müslümanlardan” olalım.

*

“Elhamdülillah Müslümanım” diyen Kardeşlerim… Gözünüzü açıp, kendinize gelin. “İki çocuğunu ısıtamadığı için” hayatına son veren çaresiz insanlarımız bizlere, bundan sonra yapacağımız salih amellerimiz/güzel hayırlı işleriniz için ibret ve örnek olsun… Yardımlaşmayı, yapabildiğimiz kadar/gücümüz yettiğince paylaşmayı, hatta hatta gülümsemeyi,  bir diğer insana bir “selamı / merhabayı” hayatımızdan çıkarmayalım.

Yoksa, bizler alnımızı secdeden kaldırmasak dahi, orucumuzu bir ay değil ömür boyu tutsak da, Yüce Allah bizleri affetmeyecektir. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

En doğrusunu Allah bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

ÜZGÜNÜM… NENELERİNİZLE  CENNETTE  BULUŞAMAYACAKSINIZ !..

“Bunu, izinden gittiğiniz büyükleriniz, evliya söylüyor.”

Bone

Şöyle etrafımıza bir bakalım. Metroda, otobüste, sokakta, caddede, evde, iş yerinde, kısacası her yerde başı örtülü bir bacımızı gördüğümüzde dikkat edin başörtüsünün altında bir bant daha var. Bunu kendilerine sorduğumda büyük bir çoğunluğu “bone”  olarak isimlendiriyor. Neden taktıklarını da sorduğumda hepimizin tahmin edebileceği cevap geliyor… “Allah’ın emri.”  Birkaç kızımıza sordum. “Bu emir,  Allah’ın Kitabının  neresinde, hangi ayetinde yazıyor?” diye… Çoğu cevap veremeyip başını çevirip diğerlerinden yardım istercesine arkadaşlarına bakıyor, bazıları da cevaplıyordu soruyu…

“Hocalarımız, büyüklerimiz öyle diyor!.. Onlar böyle söylüyorlarsa bizlerden çok daha iyi biliyorlardır ve biz onlara inanıp, güveniyoruz…”

Sohbeti biraz derinleştirdiğimiz de kızlarımızdan çoğu “ceza” konusunda bir türlü hem fikir olup birleşemiyorlardı!.. 40 yıldan başlayıp 80 yıla kadar, hatta çok çok daha fazla  “cehennemde yanma” cezasından söz ediyorlardı. Bu cezaları nereden öğrendiklerini sorduğumda ise hemen hemen hepsi aynı cevabı veriyorlardı. “Büyüklerimizden, okuduğumuz kitaplardan.”  Kitap kelimesi geçinde soruyordum… Kur’an da yazıyor mu? Kur’anı okusalar da okumasalar da yine hepsinin verdiği cevap “hayır” idi. Yani özetlersek; saçın görünmemesi olayını ve cezasını, büyüklerinden ve Kur’an dışındaki kaynaklardan öğrenmişlerdi. Hepsi de bunun doğru olduğunu, saçı görünenlerin cehennemde yanacaklarına inanıyorlardı…

Oysa başı örtmenin dışındaki bu bant/bone takma/saçın bir tek telini dahi göstermeme olayı öyle çok eskilere gitmiyordu! Ülkemizde en fazla 10 yıllık bir geçmişi vardı…

Kızlarımızdan bir tanesinin “Efendim ben kantine çay almaya gideceğim. Siz de içer miydiniz?” demesiyle içim o anda ısınmaya başlamıştı bile.

Çayımı yudumlarken boneli kızlarımızla sohbetim tüm hızıyla devam ediyordu. Konudan onlarda büyük bir keyif almışlardı.  Çoğunluk, cümlelerine “Hocam” diyerek başladığı için onlara, onların anladığı anlamda  “hoca” olmadığımı, sadece Kur’an ile çok fazla haşır/neşir olduğumu, inancımı sadece Kur’ana göre yaşayan birisi olduğumu söylemiştim.

Çayımın son yudumunu da içip teşekkür ettikten sonra konuya geri dönmüştüm… Hepsi orta-lise talebesi olan bu yavrularımıza soruyordum.

“Sanırım hepinizin anneanneleri, babaannesi yani bizlerin kısaca “nene” dediğimiz büyükleriniz vardır.”

 Hemen hemen hepsi gülümseyerek “var” olduklarını dile getirdiler. Onlara, nenelerinin sadece başörtüsü, eşarp, tülbent, yazma taktıklarını, onların zamanında bant/bone gibi saçı tamamen örten şeylerin olmadığı ve bu nedenle saçlarının bir kısmının da göründüğünü söyledim… Kızlarımızın hepsi gülümseyerek onaylıyordu…

Artık sohbetin sonuna gelmiştim ve ayrılmam gerekiyordu.

“Bu kısa sohbet ve gösterdiğiniz anlayış ve sabır için sizlere çok teşekkür ediyorum. Son olarak sizlere kötü bir haberim olacak…”

Bu cümleden sonra hepsinin yüzünde meraklı bir bekleyiş görünüyordu. Onları fazla merakta bırakmadım ve soru sormalarına dahi fırsat vermeden meraklarını  gidermiştim.

“Üzgünüm Çocuklar… Hiçbiriniz nenelerinizle Cennette buluşamayacaksınız!.. Tanıdığınız, tanımadığınız, yüzyıllar önce yaşamış çok çok iyi insanlar olan ata nenelerinizle Cennette buluşamayacaksınız!..”

Lisede okuduğunu söyleyen en büyükleri sormuştu…

“İyi ama efendim, bizlerin bir suçu, bir günahı yok ki! Neden onlarla Cennette buluşamayacağız?”

Gülümseyerek kızımızın gözlerinin içine bakarak konuşuyordum.

“Suçu, günahı olan sizler değilsiniz!.. Suçlular(!); kendilerini örnek aldığınız velilerinizin, büyüklerinizin sizlere anlattıklarına ve sizlerinde inancınıza göre, yaşamları boyunca sadece başlarını örten ama saçlarını gizleyemeyen NENELERİNİZ!.. Sizler Cennete, onlar ise Cehenneme(!) gidecekler… Bilmem anlatabildim mi?”

Oysa Yüce Allah Kitabında, A’raf Suresi 3. ayetinde bizleri şöyle uyarıyor. “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!”

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

SINAV…

bavul

Sokak sakinleri ellerindeki çanta ve bavullar dolusu kitapları ile sorgulama yapılacak yerde toplanmışlar, sohbet ediyorlardı.

“ALLAH senden razı olsun Şuayip emmi. Senin önderliğinde nice dersler çalıştıkda huzur içinde sorguya çekileceğiz. Çalışmadığımız kitap, irdelemediğimiz konu kalmadı.”

Mutlu olmuştu Şuayip emmi…

“Lafı bile olmaz sevgili Bayram. Hep birlikte bu gün için hazırlanmadık mı?”

“Doğru söylüyorsun Şuayip emmi. Hayatımız boyunca bugün için çalıştık. Şükürler olsun ki, sular seller gibi bildiğimiz konularla sınava hazırız.” diyordu Bayram kendinden emin bir şekilde.

Şuayip emmi devam ediyordu…

“Ne dersin Mümin dayı? Haksız mıyız? Az emek vermedik değil mi?”

“He ya Şuayip. Yıllardır bu sorguya hazırlanıyoruz. Ezberlediğimiz hadislerin, gönderdiğimiz salavatların sayısını bile hatırlayamam.”

Kadınlar da kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Safiye hanım gelenleri işaret ederek yanındaki Şükran’a dönüyordu;

“Seninkiler geliyor Şükran. Ama yanlarına ne kitap almışlar ne de bir çanta. Ne iş?”

“Sırf görünmek için, yasak savmak için gelmişlerdir. İşleri çok zor… Allah yardımcıları olsun.”

Cemil’ler sokağa en son taşınanlardı. Yanlarındaki üç  aile ile, aynı mantık çerçevesinde, çoğu konuda birlikte  düşünen ve akıllarını kullanan arkadaşlar olarak gelmişlerdi sorguya. Onlar da kendi aralarında sohbete dalmışlar, tatlı tatlı konuşuyorlardı.

Şuayip emmi Cemil’in yanına gelerek;

“Hayırdır yeğenim. Çanta, kitap hiçbir şey yok yanınızda. Yoksa sorguya hazır değil misiniz?”

Cemil cevap veriyordu.

“Tabii ki hazırız Şuayip emmi… Bu sorgudan kaçış yok. Kitaplara gelince, bizim çantaya, bavula koyup getirecek kadar kitabımız hayatımızda hiç olmadı…”

*

Sınav, sorgu,sual tamamlanmıştı. Şuayip emmi çıldırıyordu.

“Nasıl olur kardeşim? Anlamak mümkün değil!.. Yıllardır bugün için çalıştık. Bavullar dolusu hadis kitaplarını, fıkıh kitaplarını, diğerini boşuna mı okuduk? Tek bir konu dahi sorulmaz mı o kadar kitaptan?”

Tevfik de destek veriyordu Şuayip emmisine…

“Ne desen haklısın Şuayip emmi. Şu an şoktayım. Kütüb-i Sitteyi gençliğimden bu yana sular seller gibi ezberlemiştim. Bir tek soru çıkmaz mı ciltlerce kitaptan?”

Bayram da burnundan soluyordu. “O fıkıh kitaplarını, icmaları bulmak için gitmediğim sormadığım  hoca, gezmediğim yer kalmadı ülkede. Yıllarca hep birlikte baş başa verip çalışmadık mı? Sonuç? Sıfıra sıfır elde var sıfır!..”

Şuayip emminin oğlu Cafer de nasıl olduğunu hala anlayamıyordu.

“Yahu baba, benim esas anlamadığım; Cemil amcaların grubu… Yanlarında, bırak çanta, bavul dolusu kitapları, bir tek kitap dahi olmayan bu dört aile nasıl oluyor da sorgulamayı kusursuz bir şekilde tamamlıyorlardı?.. Hala anlayamıyorum!”

Şuayip emmi nasıl olduğunu öğrenmek için çantasızların yanına gitmeye karar vermişti. Bayram da takılmıştı yanına.

“Anlat bakalım Cemil!.. Nasıl oldu? Bizler çantalar, bavullar dolusu kitaplarla ömrümüzü tamamladık ve başaramadık da, nasıl oluyor da yanında tek bir kitap dahi olmayan sizler bu sorgulamayı başarıyla tamamladınız?”

Gülümseyerek cevap veriyordu Cemil.

“Bizler kitabımızla geldik Şuayip emmi. Hayatımız boyunca elimizden düşürmediğimiz, gönlümüze nakış gibi işlediğimiz kitabımızla geldik. O kitabı sizler de biliyorsunuz ama diğer kitaplardan fırsat bulup açıp okuduğunuzu zannetmiyorum. Hatta  okuduysanız bile O’nu düşünüp anlamayacağınızı da biliyorum. Sizler O’nu hiç okumadınız, düşünüp anlamadınız!..”

Heyecanlanmıştı Şuayip emmi…

“Hangi kitapmış bu Cemil?”

Sohbeti dinleyen Tuncay, Cemil abisine dönerek…

“Cemil abi, bunu ben söyleyebilir miyim?”

Cemil kafasıyla işaret ederek cevap vermesini istemişti Tuncay’ın… Tuncay da heyecanla Şuayip emmisine dönerek;

“Bak Şuayip emmi!.. Hani sizlerin “Abdestsiz dokunmayın çarpılırsınız” diyerek duvarlara astığınız o Kitap var ya, işte biz hayatımız boyunca o Kitabı hiç duvara asmadığımız gibi elimizden de düşürmedik… Hep o Kitabın rehberliğinde attık adımlarımızı… O’nun dışında hiçbir kitap aramadık!.. Hatta bu sorgulamada bütün soruların o Kitaptan çıkacağını da biliyorduk Şuayip emmi.”

Şaşırmıştı Şuayip emmi. Hele hele Tuncay’ın son cümlesi onu iyice şaşırtmıştı.

“Nasıl yani? Sizler, soruların o kitaptan sorulacağını biliyor muydunuz?”

Cemil cevap veriyordu…

“Tabii biliyorduk Şuayip emmi… Yüce Rab’bimiz, o Kitabın 43. Suresinin 44. Ayetinde biz inananları bu kitaptan sorgulayacağını söylüyor zaten. Bizler, sizin gibi çantalar, bavullar dolusu kitapları onun için okumadık. Hayatımız boyunca sadece bu Kitabı okuduk ve O’nu yaşadık ve O’ndan sorgulandık… ALLAH’ın dosdoğru yoluna giden tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Bilmem anlatabildim mi?”

*

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile ALLAH’a emanet olun.

Fikret ARMAN

ŞEYHLERİ,  ŞIHLARI,  GAVSLARI,  TARİKAT  ve  CEMAAT  LİDERLERİNİ RAB’LER EDİNENLER

tarikat 2

Yazıma herkesin inancında özgür olduğunu, buna kimsenin karışamayacağını vurgulayarak başlamak istiyorum. Buna inanılmaz saygı duyuyorum.

Ne diyor Yüce Rab’bimiz Müslümanlar için indirdiği kitabında;

Bakara Suresi 256. Ayet: “Dinde baskı zorlama yoktur. …”

Tabii ki herkesin inancı kendine. İstediği gibi inanır ve inancını istediği gibi yaşar. Ben sadece bana düşen hatırlatma görevimi yapacağım. Gelelim konumuza…

“Müslümanım” dediği halde yazımın başlığındaki velilere ve benzerlerine tapanların, onların yolundan gidenlerin, “iman ettim” dedikleri Kur’an-ı Kerim’den haberleri olduğuna inanmıyorum.

Şayet Kur’an-ı Kerim’den haberleri ve ALLAH korkuları varsa bir an önce tövbe edip doğru yolu bulmalılar. Yok eğer Kur’an-ı Kerimden haberleri yoksa ve gerçekten Müslüman iseler bir an önce iman ettikleri kitaba dönmeliler… O’nu okuyup anladıklarında gerçek Müslüman olup olmadıklarına kendileri karar verecekler.

Zümer Suresi 3. Ayet: “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.”

Anlamakta en çok zorlandığım konulardan birisidir bu konu. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum… Hem de çok zorlanıyorum. İman edip teslim olduğumuz bizleri yaratan Yüce ALLAH var iken, velilerin ardından giden, onlara kulluk eden bu Müslümanları anlamakta zorlanıyorum. Müslümanım diyen bu kardeşlerimizi yanlış yolda olduklarını ve şirke bulaştıklarını hala bilememektedirler. Kesinlikle yanlış yoldalar. Ben onlara bazı ayetleri hatırlatıyorum ve bundan sonrasını kendilerine bırakıyorum… ALLAH yardımcıları olsun.

Bazı Kardeşlerim bana kızabilir! “Sana ne insanların inancından?” diye sorabilirler. Bu Kardeşlerim ne kadar haklı olabilirler bilemiyorum. Yapmak istediğimi yukarıda açıkladım. Gerçekten Müslümanım diyorlarsa bir an önce doğru yolu bulmaları için yanlış olduğunu düşündüğüm konuları onlara söylememin ALLAH’ın emri olduğunu biliyorum.

Saff Suresi 14. Ayet: “Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! …”

*

Müslümanım diyen Kardeşim,

Her namazında defalarca “yalnız ALLAH’a kulluk ederim” diyorsun da, sıfatları yukarıda yazılı olan evliyanın yanında ne işin var? Yüce ALLAH ALLAH’tan başkasını veliler edinmeyin.” demesine rağmen ve sen hala hem ALLAH’ın kulu hem de velinin müridi olarak onların yanındaysan, kusura bakma,  cezasına katlanacaksın. İman ettiğin Kitap böyle söylüyor… Bir Müslüman hem ALLAH’ın kulu, hem de bir velinin müridi olamaz!.. Bu ŞİRKtir!.. ALLAH’a ortak koşmaktır.

Zümer Suresi 36: “Veli olarak Allah kuluna kafi değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.”

Yüce Rab’bimiz sadece kendisine kulluğu emretmiş iken, kulluk edilmesini Meleklerine, Peygamberlerine dahi vermemiş iken, bu veliler kim oluyor da onlara kulluk ediliyor?

Ali İmran Suresi 80. Ayet: “Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?”

Yüce ALLAH, Peygamberimize kulluk etmemizi bile yasaklanmış iken kimdir bu kulluk edilen veliler? Yoksa ALLAH’ın ayetlerini inkar mı ediyorsunuz?

“Müslümanım” diyen Kardeşim,

Her namazında ALLAH’ım bizi doğru yola ilet” diyorsan, ALLAH’ın doğru yolunda olmak istiyorsan, KUR’AN-I KERİM’in emirlerine uyacaksın. İman ettiğimiz Kitabımızın da söylediği gibi, o velilerle ilişkimizi kesmedikçe işimiz çok zor.

Münafikun Suresi 6. ayet: “… Allah fasıklar (Allah’ın emirlerine uymayan) topluluğunu doğru yola eriştirmez.

ALLAH, doğru yola girmek isteyen inananların yardımcısı olsun.

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve dua ile,

Fikret ARMAN

NEDEN ŞEYTANSIZ YAPAMIYORUZ?

“Şeytana uymayan Müslümanlardan olalım…”

Devil-or-Angel

Halk arasında söylenegelmiş bir deyimdir. “Şeytanınız bol olsun!..” Özellikle şans oyunları, şansa ihtiyacı olanlar için söylenen bir sözdür. Ben ise yazımda şeytanla yaşanılan, şeytansız yapamadığımız durumları anlatmaya çalışacağım.

ALLAH hepimizin yardımcısı olsun.

*

Zühruf Suresi 36 – 37. Ayetler: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin halâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

ALLAH’ın Zikrini, Kur’an’ını görmezden gelenlerin düşeceği durumu hatırlatıyor bizlere bu ayetler. ALLAH’ın Kitabını bir tarafa koyup bir takım evliyanın (velilerin) peşinden gidenler için Rab’bim ne diyor, hatırlayalım…

A’raf Suresi 3. Ayet: Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

Rab’bim onlarca ayetinde soruyor… “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye… Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce ALLAH onlarca ayetinde “yalnızca bana kulluk edin” diyor. Ben bu ayetlerden sadece bir tanesini hatırlatıyorum.

Enam Suresi 56. Ayet: De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım!” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”

Peygamberimiz yalnızca ALLAH’a kulluk edip diyor ki; “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.” Oysa bizler öyle mi yapıyoruz? Kula kulluk etmiyor muyuz? Dürüst olarak cevap verelim. Gerçekten yalnızca ALLAH’a mı kulluk ediyoruz? Hayır!.. Türbelerden kendimizi alamıyoruz. Evliyadan umudumuzu kesemiyorsak ben de diyorum ki;

Rab’bim onlarca ayetinde “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye soruyorsa ve bizler ise hala düşünmüyor, aklınızı kullanmıyorsak, ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce Rab’bimiz diyor ki,

Cin suresi 18. Ayet: Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.

Mescitler sadece ALLAH içinse; mevlitlerde, kandillerde mescitleri, camileri kimin için açıyorsunuz? Mevliti kim yazmış, söylemiş?.. Peygamberimiz hangi kandili kutlamış da bunlar  da ALLAH’tandır diyerek bize emanet bırakmış? Şayet Peygamberimizin de böyle bir emaneti yoksa bizler neden mevlitlerde, kul icadı kandillerde camilerimizi, mescitlerimizi açıyoruz? Hani mescitler sadece ALLAH içindi?

“Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?”  Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak  “şeytanımız bol olacak!..”

*

ALLAH, kendisinden başka kimseyi ilah edinmememizi istiyor ve ekliyor… Onları ALLAH’ı  sever gibi sevmememizi istiyor…

Bakara Suresi 165. Ayet: İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah’a eş tutarlar da onları Allah’ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah’a sevgide çok kararlı ve taşkındır. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah’ta bulunduğunu, Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler! 

Ali İmran Suresi 80. Ayet: Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?

Eğri oturup doğru söylemek gerekir. Pek çoğumuz bu ayetleri bilmiyor ve öylesine yanlışlar yapıyoruz ki, ALLAH cümlemizi affetsin.

Beş vakit ezandan bir tanesi okunuyor ve ezanın “eşhedüenne Muhammeden resulallah” kelimelerini duyduğumuzda, pek çoğumuz elimizi kalbimize götürüp peygamberimiz Muhammed’i yüceltme yarışına giriyoruz. Oysa ezanın başlamasıyla birlikte duyduğumuz “ALLAHU EKBER”i duyduğumuzda çoğumuzun kılı bile kıpırdamıyor. Özetlemek gerekirse (haşa) ALLAH’ı unuttuk ama peygamberimiz Muhammed’i hatırlamayı unutmadık!.. Neden böyle yapıyoruz hiç düşündük mü?

Düşünmedik! Çünki, ALLAH’ın ayetlerinden haberimiz yok!..

ALLAH’ın ayetlerinden haberi olup da ezanda Peygamberini unutmayıp ALLAH’I anmayı pas geçiyorsak, demek ki,  “Şeytanımız  bol olacak!..”

*

Yaptığımız en kötü işlerde sığındığımız ilk cümle “Şeytana uydum!” olur… Kimse de neden diye sormaz!  Oysa en çok sorgulamamız gereken bir savunma cümlesidir bu. Neden şeytana uydun? Cevabı yoktur bu sorunun… Cevap verecek kişi sadece yutkunur!

Konu ile ilgili o kadar çok örnek var ki, sadece bir örnekle geçiştireceğim.

Adam itiraf ediyor… “Anamın dizinden tahrik oluyorum.” diyor… Bir başkası; “Nefsime hakim olamadım… Şeytana uydum!” diyor.

Değerli kardeşim, “Elhamdülillah Müslümanım” diyorsan şeytana uymayacaksın!..

İlk nefesimizden son nefesimize kadar dünya hayatındaki sınavlarımızın en önemlilerindendir bu konu. Şeytanın bizler insanlar üzerinde en etkin olduğu konulardan birisidir.   Belki de şeytanın en sevdiği konudur.

Rab’bimizin, cinsiyet ayırmaksızın emrettiği iki ayetinin ilk cümlelerini hatırlayalım…

Nur Suresi 30. Ayet: Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

Nur Suresi 31. Ayet: Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar.

Yüce ALLAH yarattığı kullarına “bakışlarını yere indirsinler.” diye emrediyor.

Bizler ise ALLAH’ın emrini aklımıza getirmeyip bakışlarımızı yere indiremediğimizde mazeretimiz hazır!.. “Şeytana uydum!”

ALLAH’ın emrini unutup şeytana uyan kardeşim… “Şeytanın bol olacak!..”

*

Ayetleri bir kez daha hatırlayalım…

Zühruf Suresi 36. Ayet: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

Zühruf Suresi 37. Ayet: Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

*

Değerli kardeşlerim, biliyorum… Şeytanı bol bir yazı oldu.

Vurgulamak istediğim; ALLAH’ın kitabını okuyup anlamamız gerektiğini unutmamak ve tek rehberimiz olan bu Yüce kitaba göre yaşamak. ALLAH’ın berisinden velilere ve şeytana uymamak…

Yüce Rab’bimizin ayetlerini her zaman hatırlamak, şeytana uymamak, ALLAH’ın emrettiği dosdoğru yolundan ayrılmamak ve  hidayete ermek umuduyla…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

BİR  KİTAP  DAHA İNSEYDİ !..

Namaz.jpg

Hiç düşündük mü, Yüce ALLAH bir kitap daha indirseydi, Peygamberimiz Muhammed’in Müslüman kavmi olan bizler için bir şeyler söyler miydi? Söyleseydi ne söylerdi? Hiç düşündük mü?

Öncelikle hemen söylemeliyim… Tabii ki bir Kitap daha inmeyecek… Ve bir Peygamber daha gelmeyecek. Bunu hepimiz biliyoruz. İman ettiğimiz kitap böyle diyor. Yüce ALLAH, son Peygamber Muhammed’den sonra Peygamber gelmeyeceğini söylüyor.  Bu yazıyı yazmaktaki tek  amacım, birçok konuda çok büyük yanlışlar yaptığımızı düşünmek ve siz kardeşlerimi düşünmeye davet etmek…

*

Neden böyle bir başlıkla başladım yazıma? Onu da hemen söyleyeyim… Onlarca ayetinde “Düşünün ve aklınızı kullanın.”  diye emreden Yüce ALLAH’ın bu emrini, biz Müslümanların çok büyük bir  kesiminin  hiç dikkate almaması ve bu nedenle, Yüce ALLAH’ın, Peygamberimiz Muhammed’in kavmi  ile ilgili neler diyeceğini, kavmi nasıl helak edeceğini  anlatacağı bir kitabı hayalimde haddim olmayarak tasarlamamdır.

Haşa! Böyle bir haddimin olmadığını bildiğim  için, yaptığım/yapacağım yanlışlarımdan dolayı Yüce ALLAH’ın sonsuz merhametine sığınıyorum.

*

İman ettiğimiz kitabımız  Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayanlar hatırlayacaklardır. Yüce ALLAH bütün  sure ve ayetlerinde, biz inanan kullarını, ders almamız için yapmamız/yapmamamız gerekenleri, bizden önceki kavimleri örnek göstererek açıklamaktadır. Bizden önce yaşayan  iman eden/etmeyen kavimleri ne için ve nasıl helak ettiğini anlatmaktadır… İbret alalım, bu hataları bizler de yapmayalım diye!..

İbret alan var mı? “İman ettim” dediği kitabı okuyup, anlayan, Yüce ALLAH’ın helak ettiği kavimlerden haberi olan kaç Müslüman var? Kavimleri neden helak ettiğini, O’nun indirdiği  Kitapta okuyan kaç kişi var?.. Sayısını bilemem ama yaklaşık bir tahminde bulunmam gerekirse  iddialı bir şekilde, Peygamberimizin bizlere tebliğ ettiği Kitabı düşünerek okuyup anlayan Müslümanların sayısının toplam Müslümanların sayısının yüzde beşinden fazla olmadığını düşünüyorum. Yani her yüz kişiden en çok beş tanesi iman ettiği kitabı okumuş, anlamış ve o kitaba göre yaşamaktadır. Peki ya diğerleri? Geriye kalan yüzde doksanbeş  nasıl yaşıyor?  Anlatmaya çalışacağım…

Yazıma, böyle bir başlıkla başlamayı düşündüren ayet; onlarca, yüzlerce kez okuyup, anlamaya çalıştığım Furkan Suresinin 30. Ayetidir.

Furkan Suresi 30. Ayet: “Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Hesap günü Peygamberimizden sorulduğunda Peygamberimiz yukarıdaki cümleyi söyleyecek… Biz Müslümanlara tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’in, kendi kavmi tarafından terkedildiğini, Müslümanların, sözde alimler tarafından yazılan kulların kitaplarının peşinden gittiğini o gün söyleyecektir.

Bizler bu ayetten ders çıkarıp gereğini yapıyor muyuz? Hayır!.. “İman ettim” dediğimiz  kitabı terkettiğimiz için çok büyük bir Müslüman çoğunluğunun maalesef bu ayetten haberi dahi yok!

*

Sadece düşünüyorum… Peygamberimiz Muhammed’in kavmi olan biz Müslümanlara indirdiği kitabında, onlarca sure ve yüzlerce ayetinde, bizden önceki kavimleri anlatan Yüce ALLAH, şayet bir Kitap daha indirseydi, o kitapta, kitabın  indirildiği kavme neler anlatırdı diye düşündüm sadece… Muhtemelen Kur’an-ı Kerim’de bizlere örnek verdiği, bizden önceki kavimleri yeni kitabında tekrar örneklerken, son olarak da Peygamberimiz Muhammed’in kavminden de örnekler verecekti. Vereceği örneklerle Müslüman kavminin yanlışlarını anlatacak ve neden helak ettiğini söyleyecekti yeni kitabında.

Kitabının içerisinde de Muhammed Peygamberin kavmi ile ilgili muhtemelen şöyle ayetler/cümleler yer alacaktı…

  • “Biz Muhammed’in kavmine de Kitap gönderdik ve onlara OKU’mayı emrettik. Ama onlar Kur’andan yüz çevirdiler, O’nu okumadılar.”
  • Muhammed’in kavmine dedik ki; “Kur’anın ipine sıkı sıkı sarılın, O’nun berisinden bir takım velilerin peşinden gitmeyin” dedik. Ama onlar bunu dinlemediler. Hep velilerin peşinden gittiler.”
  • “Muhammed’in kavmine, bölünüp parçalanmamalarını, fırkalara ayrılmamalarını söyledik ama dinlemediler!.. Mezhep, tarikat, cemaat ve çeşitli isimler altında paramparça oldular. Biz de onları zalimler topluluğu ilan ettik ve onları biribirlerine kırdırdık.”
  • Onlara, sadece ve sadece Kur’ana uyun dedik, dinlemediler. Sözde “hadis” dedikleri, çoğu Peygamberleri Muhammed’in ölümünden yüzyıllar sonra meydana çıkan sözlerin peşinden gittiler. Onlara Peygamberleri Muhammed kanalıyla “ALLAH’ın sözü üzerine söz olur mu?” diye hatırlattık ama yüz çevirdiler. Bu da ALLAH’tandır dedikleri yüzlerce, binlerce söz uydurdular.”
  • “Onlara “ALLAH’tan başka ilah yoktur, ALLAH’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedik. Ama onlar ne yazık ki, kullara kulluk ettiler.
  • “Biz onlara indirdiğimiz Kitapta abdesti ve namazları yazdık. “ALLAH’a dinini mi öğretiyorsunuz?” diye uyardık. Ama onlar ders almadılar!.. Onlar bizim yazdıklarımızı eksik bulup, abdeste ilaveler yaptılar, namazlarımızı eksik bulup çeşitli isimler altında namazlar uydurdular.” 
  • “ALLAH’tan başkalarını “ALLAH’I sever gibi sevmeyin” dedik. Dinlemediler. ALLAH’ın yanında başkalarına yakarmayın dedik… Oralı bile olmadılar.” 
  • Muhammed’in kavmine “Yardımı yalnızca ALLAH’tan isteyin” dedik. Onlarda her gün beş vakit “Yalnız ALLAH’tan yardım isteriz.” dediler. Ancak yardım için hep veli tayin ettikleri kullarının kapılarını çaldılar. ALLAH’ı kandıracaklarını zannettiler.” 
  • Biz onlara “Mescitlerde yalnız Allah’a dua ediniz. Onun dışında, onun yanına birilerini koyarak onlardan yardım isteyip dua etmeyiniz.” dedik. Onlar tam tersini taptı!.. Namazlarında Allah’ın yanına hep birilerini koydular. Onlara da dua ettiler! 
  • Müslümanlara “Size indirilen kitabı okuyup anlayın. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız.” dedik. Onlar hep başka kitapların peşinden koştular. Okudukları hep velilerin kitaplarıydı.” 
  • Bizim indirdiğimiz kitabı okuyup anlamayan, emirlerimize uymayan, ALLAH’ın yanına sürekli birilerini ortak koşan, Üzeyr ve İsa’dan örnekler vermemize, “ALLAH tektir” dememize rağmen, Muhammed’i ALLAH’a sevgili yapan, Peygamberleri Muhammed’i ilahlaştırıp ALLAH  sevgisi ile yarıştıran bu kavmi sonunda helak ettik.” 
  • Sonunda onlara indirdiğimiz Kur’anı da terkettiler. Ve biz de gereğini yaparak, daha önceki kavimlere yaptığımız gibi onları helak ettik.

Ne dersiniz sevgili kardeşlerim? Yukarıya ilave edilebilecek daha o kadar çok paragraflar var ki, bu sayfalara sığmaz. Sizler de çoğaltabilirsiniz.. Onun için kısa kesiyorum…

*

Bir daha başka bir Peygamber ve başka bir kitap gelmeyecek!.. Bunu biliyoruz. Ancak gelseydi, herhalde yukarıdakiler, Peygamberimiz ve Muhammed’in ümmeti yer alabilir miydi diye düşünmedim değil.

Yanlış ve hatalarım için her şeyin doğrusunu bilen Yüce Rab’bimin sonsuz merhametine sığınıyor ve  çok sevdiğim bir cümle ile yazımı bitiriyorum…

“Müslümanlar,  namazlarında ALLAH’a verdikleri sözleri tutsalar;  ALLAH yeryüzünü onlar için CENNET yapar.”

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN