Arşiv | Yaşam ve Din RSS for this section

SINAV…

bavul

Sokak sakinleri ellerindeki çanta ve bavullar dolusu kitapları ile sorgulama yapılacak yerde toplanmışlar, sohbet ediyorlardı.

“ALLAH senden razı olsun Şuayip emmi. Senin önderliğinde nice dersler çalıştıkda huzur içinde sorguya çekileceğiz. Çalışmadığımız kitap, irdelemediğimiz konu kalmadı.”

Mutlu olmuştu Şuayip emmi…

“Lafı bile olmaz sevgili Bayram. Hep birlikte bu gün için hazırlanmadık mı?”

“Doğru söylüyorsun Şuayip emmi. Hayatımız boyunca bugün için çalıştık. Şükürler olsun ki, sular seller gibi bildiğimiz konularla sınava hazırız.” diyordu Bayram kendinden emin bir şekilde.

Şuayip emmi devam ediyordu…

“Ne dersin Mümin dayı? Haksız mıyız? Az emek vermedik değil mi?”

“He ya Şuayip. Yıllardır bu sorguya hazırlanıyoruz. Ezberlediğimiz hadislerin, gönderdiğimiz salavatların sayısını bile hatırlayamam.”

Kadınlar da kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Safiye hanım gelenleri işaret ederek yanındaki Şükran’a dönüyordu;

“Seninkiler geliyor Şükran. Ama yanlarına ne kitap almışlar ne de bir çanta. Ne iş?”

“Sırf görünmek için, yasak savmak için gelmişlerdir. İşleri çok zor… Allah yardımcıları olsun.”

Cemil’ler sokağa en son taşınanlardı. Yanlarındaki üç  aile ile, aynı mantık çerçevesinde, çoğu konuda birlikte  düşünen ve akıllarını kullanan arkadaşlar olarak gelmişlerdi sorguya. Onlar da kendi aralarında sohbete dalmışlar, tatlı tatlı konuşuyorlardı.

Şuayip emmi Cemil’in yanına gelerek;

“Hayırdır yeğenim. Çanta, kitap hiçbir şey yok yanınızda. Yoksa sorguya hazır değil misiniz?”

Cemil cevap veriyordu.

“Tabii ki hazırız Şuayip emmi… Bu sorgudan kaçış yok. Kitaplara gelince, bizim çantaya, bavula koyup getirecek kadar kitabımız hayatımızda hiç olmadı…”

*

Sınav, sorgu,sual tamamlanmıştı. Şuayip emmi çıldırıyordu.

“Nasıl olur kardeşim? Anlamak mümkün değil!.. Yıllardır bugün için çalıştık. Bavullar dolusu hadis kitaplarını, fıkıh kitaplarını, diğerini boşuna mı okuduk? Tek bir konu dahi sorulmaz mı o kadar kitaptan?”

Tevfik de destek veriyordu Şuayip emmisine…

“Ne desen haklısın Şuayip emmi. Şu an şoktayım. Kütüb-i Sitteyi gençliğimden bu yana sular seller gibi ezberlemiştim. Bir tek soru çıkmaz mı ciltlerce kitaptan?”

Bayram da burnundan soluyordu. “O fıkıh kitaplarını, icmaları bulmak için gitmediğim sormadığım  hoca, gezmediğim yer kalmadı ülkede. Yıllarca hep birlikte baş başa verip çalışmadık mı? Sonuç? Sıfıra sıfır elde var sıfır!..”

Şuayip emminin oğlu Cafer de nasıl olduğunu hala anlayamıyordu.

“Yahu baba, benim esas anlamadığım; Cemil amcaların grubu… Yanlarında, bırak çanta, bavul dolusu kitapları, bir tek kitap dahi olmayan bu dört aile nasıl oluyor da sorgulamayı kusursuz bir şekilde tamamlıyorlardı?.. Hala anlayamıyorum!”

Şuayip emmi nasıl olduğunu öğrenmek için çantasızların yanına gitmeye karar vermişti. Bayram da takılmıştı yanına.

“Anlat bakalım Cemil!.. Nasıl oldu? Bizler çantalar, bavullar dolusu kitaplarla ömrümüzü tamamladık ve başaramadık da, nasıl oluyor da yanında tek bir kitap dahi olmayan sizler bu sorgulamayı başarıyla tamamladınız?”

Gülümseyerek cevap veriyordu Cemil.

“Bizler kitabımızla geldik Şuayip emmi. Hayatımız boyunca elimizden düşürmediğimiz, gönlümüze nakış gibi işlediğimiz kitabımızla geldik. O kitabı sizler de biliyorsunuz ama diğer kitaplardan fırsat bulup açıp okuduğunuzu zannetmiyorum. Hatta  okuduysanız bile O’nu düşünüp anlamayacağınızı da biliyorum. Sizler O’nu hiç okumadınız, düşünüp anlamadınız!..”

Heyecanlanmıştı Şuayip emmi…

“Hangi kitapmış bu Cemil?”

Sohbeti dinleyen Tuncay, Cemil abisine dönerek…

“Cemil abi, bunu ben söyleyebilir miyim?”

Cemil kafasıyla işaret ederek cevap vermesini istemişti Tuncay’ın… Tuncay da heyecanla Şuayip emmisine dönerek;

“Bak Şuayip emmi!.. Hani sizlerin “Abdestsiz dokunmayın çarpılırsınız” diyerek duvarlara astığınız o Kitap var ya, işte biz hayatımız boyunca o Kitabı hiç duvara asmadığımız gibi elimizden de düşürmedik… Hep o Kitabın rehberliğinde attık adımlarımızı… O’nun dışında hiçbir kitap aramadık!.. Hatta bu sorgulamada bütün soruların o Kitaptan çıkacağını da biliyorduk Şuayip emmi.”

Şaşırmıştı Şuayip emmi. Hele hele Tuncay’ın son cümlesi onu iyice şaşırtmıştı.

“Nasıl yani? Sizler, soruların o kitaptan sorulacağını biliyor muydunuz?”

Cemil cevap veriyordu…

“Tabii biliyorduk Şuayip emmi… Yüce Rab’bimiz, o Kitabın 43. Suresinin 44. Ayetinde biz inananları bu kitaptan sorgulayacağını söylüyor zaten. Bizler, sizin gibi çantalar, bavullar dolusu kitapları onun için okumadık. Hayatımız boyunca sadece bu Kitabı okuduk ve O’nu yaşadık ve O’ndan sorgulandık… ALLAH’ın dosdoğru yoluna giden tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Bilmem anlatabildim mi?”

*

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile ALLAH’a emanet olun.

Fikret ARMAN

Reklamlar

ŞEYHLERİ,  ŞIHLARI,  GAVSLARI,  TARİKAT  ve  CEMAAT  LİDERLERİNİ RAB’LER EDİNENLER

tarikat 2

Yazıma herkesin inancında özgür olduğunu, buna kimsenin karışamayacağını vurgulayarak başlamak istiyorum. Buna inanılmaz saygı duyuyorum.

Ne diyor Yüce Rab’bimiz Müslümanlar için indirdiği kitabında;

Bakara Suresi 256. Ayet: “Dinde baskı zorlama yoktur. …”

Tabii ki herkesin inancı kendine. İstediği gibi inanır ve inancını istediği gibi yaşar. Ben sadece bana düşen hatırlatma görevimi yapacağım. Gelelim konumuza…

“Müslümanım” dediği halde yazımın başlığındaki velilere ve benzerlerine tapanların, onların yolundan gidenlerin, “iman ettim” dedikleri Kur’an-ı Kerim’den haberleri olduğuna inanmıyorum.

Şayet Kur’an-ı Kerim’den haberleri ve ALLAH korkuları varsa bir an önce tövbe edip doğru yolu bulmalılar. Yok eğer Kur’an-ı Kerimden haberleri yoksa ve gerçekten Müslüman iseler bir an önce iman ettikleri kitaba dönmeliler… O’nu okuyup anladıklarında gerçek Müslüman olup olmadıklarına kendileri karar verecekler.

Zümer Suresi 3. Ayet: “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.”

Anlamakta en çok zorlandığım konulardan birisidir bu konu. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum… Hem de çok zorlanıyorum. İman edip teslim olduğumuz bizleri yaratan Yüce ALLAH var iken, velilerin ardından giden, onlara kulluk eden bu Müslümanları anlamakta zorlanıyorum. Bu duruma benim itirazım, Müslümanım diyen bu kardeşlerimizin yanlış yolda olduklarını hala bilememeleridir. Kesinlikle yanlış yoldalar. Ben onlara bazı ayetleri hatırlatıyorum ve bundan sonrasını kendilerine bırakıyorum. ALLAH yardımcıları olsun.

Bazı Kardeşlerim bana kızabilir! “Sana ne insanların inancından?” diye sorabilirler. Bu Kardeşlerim ne kadar haklı olabilirler bilemiyorum. Yapmak istediğimi yukarıda açıkladım. Gerçekten Müslümanım diyorlarsa bir an önce doğru yolu bulmaları için yanlış olduğunu düşündüğüm konuları onlara söylememin ALLAH’ın emri olduğunu biliyorum.

Saff Suresi 14. Ayet: “Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! …”

*

Müslümanım diyen Kardeşim,

Her namazında defalarca “yalnız ALLAH’a kulluk ederim” diyorsun da, sıfatları yukarıda yazılı olan evliyanın yanında ne işin var? Yüce ALLAH ALLAH’tan başkasını veliler edinmeyin.” demesine rağmen ve sen hala hem ALLAH’ın kulu hem de velinin müridi olarak onların yanındaysan, kusura bakma,  cezasına katlanacaksın. İman ettiğin Kitap böyle söylüyor… Bir Müslüman hem ALLAH’ın kulu, hem de bir velinin müridi olamaz!..

Zümer Suresi 36: “Veli olarak Allah kuluna kafi değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.”

Yüce Rab’bimiz sadece kendisine kulluğu emretmiş iken, kulluk edilmesini Meleklerine, Peygamberlerine dahi vermemiş iken, bu veliler kim oluyor da onlara kulluk ediliyor?

Ali İmran Suresi 80. Ayet: “Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?”

Yüce ALLAH, Peygamberimize kulluk etmemizi bile yasaklanmış iken kimdir bu kulluk edilen veliler? Yoksa ALLAH’ın ayetlerini inkar mı ediyorsunuz?

Müslümanım Kardeşim,

Her namazında ALLAH’ım bizi doğru yola ilet” diyorsan, ALLAH’ın doğru yoluna olmak istiyorsan, KUR’AN-I KERİM’in emirlerine uyacaksın. İman ettiğimiz Kitabımızın da söylediği gibi, o velilerle işimizi bitirmedikçe işimiz çok zor.

Münafikun Suresi 6. ayet: “… Allah fasıklar (Allah’ın emirlerine uymayan) topluluğunu doğru yola eriştirmez.

ALLAH, doğru yola girmek isteyen inananların yardımcısı olsun.

En doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve dua ile,

Fikret ARMAN

NEDEN ŞEYTANSIZ YAPAMIYORUZ?

“Şeytana uymayan Müslümanlardan olalım…”

Devil-or-Angel

Halk arasında söylenegelmiş bir deyimdir. “Şeytanınız bol olsun!..” Özellikle şans oyunları, şansa ihtiyacı olanlar için söylenen bir sözdür. Ben ise yazımda şeytanla yaşanılan, şeytansız yapamadığımız durumları anlatmaya çalışacağım.

ALLAH hepimizin yardımcısı olsun.

*

Zühruf Suresi 36 – 37. Ayetler: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin halâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

ALLAH’ın Zikrini, Kur’an’ını görmezden gelenlerin düşeceği durumu hatırlatıyor bizlere bu ayetler. ALLAH’ın Kitabını bir tarafa koyup bir takım evliyanın (velilerin) peşinden gidenler için Rab’bim ne diyor, hatırlayalım…

A’raf Suresi 3. Ayet: Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

Rab’bim onlarca ayetinde soruyor… “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye… Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce ALLAH onlarca ayetinde “yalnızca bana kulluk edin” diyor. Ben bu ayetlerden sadece bir tanesini hatırlatıyorum.

Enam Suresi 56. Ayet: De ki: “Ben, Allah’ı bırakıp da yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım!” De ki: “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.”

Peygamberimiz yalnızca ALLAH’a kulluk edip diyor ki; “Sizin keyiflerinize uymam! Çünkü bunu yaparsam sapıtmış olurum, doğruyu ve güzeli bulanlardan olmam.” Oysa bizler öyle mi yapıyoruz? Kula kulluk etmiyor muyuz? Dürüst olarak cevap verelim. Gerçekten yalnızca ALLAH’a mı kulluk ediyoruz? Hayır!.. Türbelerden kendimizi alamıyoruz. Evliyadan umudumuzu kesemiyorsak ben de diyorum ki;

Rab’bim onlarca ayetinde “Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?” diye soruyorsa ve bizler ise hala düşünmüyor, aklınızı kullanmıyorsak, ayetlerden ders almıyorsak “şeytanımız bol olacak!..”

*

Yüce Rab’bimiz diyor ki,

Cin suresi 18. Ayet: Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.

Mescitler sadece ALLAH içinse; mevlitlerde, kandillerde mescitleri, camileri kimin için açıyorsunuz? Mevliti kim yazmış, söylemiş?.. Peygamberimiz hangi kandili kutlamış da bunlar  da ALLAH’tandır diyerek bize emanet bırakmış? Şayet Peygamberimizin de böyle bir emaneti yoksa bizler neden mevlitlerde, kul icadı kandillerde camilerimizi, mescitlerimizi açıyoruz? Hani mescitler sadece ALLAH içindi?

“Hala düşünüp aklınızı kullanmayacak mısın?”  Şayet, hala düşünmüyor ve ayetlerden ders almıyorsak  “şeytanımız bol olacak!..”

*

ALLAH, kendisinden başka kimseyi ilah edinmememizi istiyor ve ekliyor… Onları ALLAH’ı  sever gibi sevmememizi istiyor…

Bakara Suresi 165. Ayet: İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah’a eş tutarlar da onları Allah’ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah’a sevgide çok kararlı ve taşkındır. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah’ta bulunduğunu, Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler! 

Ali İmran Suresi 80. Ayet: Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.Siz, müslümanlar haline geldikten sonra inkarı mı emreder size?

Eğri oturup doğru söylemek gerekir. Pek çoğumuz bu ayetleri bilmiyor ve öylesine yanlışlar yapıyoruz ki, ALLAH cümlemizi affetsin.

Beş vakit ezandan bir tanesi okunuyor ve ezanın “eşhedüenne Muhammeden resulallah” kelimelerini duyduğumuzda, pek çoğumuz elimizi kalbimize götürüp peygamberimiz Muhammed’i yüceltme yarışına giriyoruz. Oysa ezanın başlamasıyla birlikte duyduğumuz “ALLAHU EKBER”i duyduğumuzda çoğumuzun kılı bile kıpırdamıyor. Özetlemek gerekirse (haşa) ALLAH’ı unuttuk ama peygamberimiz Muhammed’i hatırlamayı unutmadık!.. Neden böyle yapıyoruz hiç düşündük mü?

Düşünmedik! Çünki, ALLAH’ın ayetlerinden haberimiz yok!..

ALLAH’ın ayetlerinden haberi olup da ezanda Peygamberini unutmayıp ALLAH’I anmayı pas geçiyorsak, demek ki,  “Şeytanımız  bol olacak!..”

*

Yaptığımız en kötü işlerde sığındığımız ilk cümle “Şeytana uydum!” olur… Kimse de neden diye sormaz!  Oysa en çok sorgulamamız gereken bir savunma cümlesidir bu. Neden şeytana uydun? Cevabı yoktur bu sorunun… Cevap verecek kişi sadece yutkunur!

Konu ile ilgili o kadar çok örnek var ki, sadece bir örnekle geçiştireceğim.

Adam itiraf ediyor… “Anamın dizinden tahrik oluyorum.” diyor… Bir başkası; “Nefsime hakim olamadım… Şeytana uydum!” diyor.

Değerli kardeşim, “Elhamdülillah Müslümanım” diyorsan şeytana uymayacaksın!..

İlk nefesimizden son nefesimize kadar dünya hayatındaki sınavlarımızın en önemlilerindendir bu konu. Şeytanın bizler insanlar üzerinde en etkin olduğu konulardan birisidir.   Belki de şeytanın en sevdiği konudur.

Rab’bimizin, cinsiyet ayırmaksızın emrettiği iki ayetinin ilk cümlelerini hatırlayalım…

Nur Suresi 30. Ayet: Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

Nur Suresi 31. Ayet: Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar.

Yüce ALLAH yarattığı kullarına “bakışlarını yere indirsinler.” diye emrediyor.

Bizler ise ALLAH’ın emrini aklımıza getirmeyip bakışlarımızı yere indiremediğimizde mazeretimiz hazır!.. “Şeytana uydum!”

ALLAH’ın emrini unutup şeytana uyan kardeşim… “Şeytanın bol olacak!..”

*

Ayetleri bir kez daha hatırlayalım…

Zühruf Suresi 36. Ayet: Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

Zühruf Suresi 37. Ayet: Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.

*

Değerli kardeşlerim, biliyorum… Şeytanı bol bir yazı oldu.

Vurgulamak istediğim; ALLAH’ın kitabını okuyup anlamamız gerektiğini unutmamak ve tek rehberimiz olan bu Yüce kitaba göre yaşamak. ALLAH’ın berisinden velilere ve şeytana uymamak…

Yüce Rab’bimizin ayetlerini her zaman hatırlamak, şeytana uymamak, ALLAH’ın emrettiği dosdoğru yolundan ayrılmamak ve  hidayete ermek umuduyla…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

BİR  KİTAP  DAHA İNSEYDİ !..

Namaz.jpg

Hiç düşündük mü, Yüce ALLAH bir kitap daha indirseydi, Peygamberimiz Muhammed’in Müslüman kavmi olan bizler için bir şeyler söyler miydi? Söyleseydi ne söylerdi? Hiç düşündük mü?

Öncelikle hemen söylemeliyim… Tabii ki bir Kitap daha inmeyecek… Ve bir Peygamber daha gelmeyecek. Bunu hepimiz biliyoruz. İman ettiğimiz kitap böyle diyor. Yüce ALLAH, son Peygamber Muhammed’den sonra Peygamber gelmeyeceğini söylüyor.  Bu yazıyı yazmaktaki tek  amacım, birçok konuda çok büyük yanlışlar yaptığımızı düşünmek ve siz kardeşlerimi düşünmeye davet etmek…

*

Neden böyle bir başlıkla başladım yazıma? Onu da hemen söyleyeyim… Onlarca ayetinde “Düşünün ve aklınızı kullanın.”  diye emreden Yüce ALLAH’ın bu emrini, biz Müslümanların çok büyük bir  kesiminin  hiç dikkate almaması ve bu nedenle, Yüce ALLAH’ın, Peygamberimiz Muhammed’in kavmi  ile ilgili neler diyeceğini, kavmi nasıl helak edeceğini  anlatacağı bir kitabı hayalimde haddim olmayarak tasarlamamdır.

Haşa! Böyle bir haddimin olmadığını bildiğim  için, yaptığım/yapacağım yanlışlarımdan dolayı Yüce ALLAH’ın sonsuz merhametine sığınıyorum.

*

İman ettiğimiz kitabımız  Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayanlar hatırlayacaklardır. Yüce ALLAH bütün  sure ve ayetlerinde, biz inanan kullarını, ders almamız için yapmamız/yapmamamız gerekenleri, bizden önceki kavimleri örnek göstererek açıklamaktadır. Bizden önce yaşayan  iman eden/etmeyen kavimleri ne için ve nasıl helak ettiğini anlatmaktadır… İbret alalım, bu hataları bizler de yapmayalım diye!..

İbret alan var mı? “İman ettim” dediği kitabı okuyup, anlayan, Yüce ALLAH’ın helak ettiği kavimlerden haberi olan kaç Müslüman var? Kavimleri neden helak ettiğini, O’nun indirdiği  Kitapta okuyan kaç kişi var?.. Sayısını bilemem ama yaklaşık bir tahminde bulunmam gerekirse  iddialı bir şekilde, Peygamberimizin bizlere tebliğ ettiği Kitabı düşünerek okuyup anlayan Müslümanların sayısının toplam Müslümanların sayısının yüzde beşinden fazla olmadığını düşünüyorum. Yani her yüz kişiden en çok beş tanesi iman ettiği kitabı okumuş, anlamış ve o kitaba göre yaşamaktadır. Peki ya diğerleri? Geriye kalan yüzde doksanbeş  nasıl yaşıyor?  Anlatmaya çalışacağım…

Yazıma, böyle bir başlıkla başlamayı düşündüren ayet; onlarca, yüzlerce kez okuyup, anlamaya çalıştığım Furkan Suresinin 30. Ayetidir.

Furkan Suresi 30. Ayet: “Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Hesap günü Peygamberimizden sorulduğunda Peygamberimiz yukarıdaki cümleyi söyleyecek… Biz Müslümanlara tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’in, kendi kavmi tarafından terkedildiğini, Müslümanların, sözde alimler tarafından yazılan kulların kitaplarının peşinden gittiğini o gün söyleyecektir.

Bizler bu ayetten ders çıkarıp gereğini yapıyor muyuz? Hayır!.. “İman ettim” dediğimiz  kitabı terkettiğimiz için çok büyük bir Müslüman çoğunluğunun maalesef bu ayetten haberi dahi yok!

*

Sadece düşünüyorum… Peygamberimiz Muhammed’in kavmi olan biz Müslümanlara indirdiği kitabında, onlarca sure ve yüzlerce ayetinde, bizden önceki kavimleri anlatan Yüce ALLAH, şayet bir Kitap daha indirseydi, o kitapta, kitabın  indirildiği kavme neler anlatırdı diye düşündüm sadece… Muhtemelen Kur’an-ı Kerim’de bizlere örnek verdiği, bizden önceki kavimleri yeni kitabında tekrar örneklerken, son olarak da Peygamberimiz Muhammed’in kavminden de örnekler verecekti. Vereceği örneklerle Müslüman kavminin yanlışlarını anlatacak ve neden helak ettiğini söyleyecekti yeni kitabında.

Kitabının içerisinde de Muhammed Peygamberin kavmi ile ilgili muhtemelen şöyle ayetler/cümleler yer alacaktı…

  • “Biz Muhammed’in kavmine de Kitap gönderdik ve onlara OKU’mayı emrettik. Ama onlar Kur’andan yüz çevirdiler, O’nu okumadılar.”
  • Muhammed’in kavmine dedik ki; “Kur’anın ipine sıkı sıkı sarılın, O’nun berisinden bir takım velilerin peşinden gitmeyin” dedik. Ama onlar bunu dinlemediler. Hep velilerin peşinden gittiler.”
  • “Muhammed’in kavmine, bölünüp parçalanmamalarını, fırkalara ayrılmamalarını söyledik ama dinlemediler!.. Mezhep, tarikat, cemaat ve çeşitli isimler altında paramparça oldular. Biz de onları zalimler topluluğu ilan ettik ve onları biribirlerine kırdırdık.”
  • Onlara, sadece ve sadece Kur’ana uyun dedik, dinlemediler. Sözde “hadis” dedikleri, çoğu Peygamberleri Muhammed’in ölümünden yüzyıllar sonra meydana çıkan sözlerin peşinden gittiler. Onlara Peygamberleri Muhammed kanalıyla “ALLAH’ın sözü üzerine söz olur mu?” diye hatırlattık ama yüz çevirdiler. Bu da ALLAH’tandır dedikleri yüzlerce, binlerce söz uydurdular.”
  • “Onlara “ALLAH’tan başka ilah yoktur, ALLAH’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedik. Ama onlar ne yazık ki, kullara kulluk ettiler.
  • “Biz onlara indirdiğimiz Kitapta abdesti ve namazları yazdık. “ALLAH’a dinini mi öğretiyorsunuz?” diye uyardık. Ama onlar ders almadılar!.. Onlar bizim yazdıklarımızı eksik bulup, abdeste ilaveler yaptılar, namazlarımızı eksik bulup çeşitli isimler altında namazlar uydurdular.” 
  • “ALLAH’tan başkalarını “ALLAH’I sever gibi sevmeyin” dedik. Dinlemediler. ALLAH’ın yanında başkalarına yakarmayın dedik… Oralı bile olmadılar.” 
  • Muhammed’in kavmine “Yardımı yalnızca ALLAH’tan isteyin” dedik. Onlarda her gün beş vakit “Yalnız ALLAH’tan yardım isteriz.” dediler. Ancak yardım için hep veli tayin ettikleri kullarının kapılarını çaldılar. ALLAH’ı kandıracaklarını zannettiler.” 
  • Biz onlara “Mescitlerde yalnız Allah’a dua ediniz. Onun dışında, onun yanına birilerini koyarak onlardan yardım isteyip dua etmeyiniz.” dedik. Onlar tam tersini taptı!.. Namazlarında Allah’ın yanına hep birilerini koydular. Onlara da dua ettiler! 
  • Müslümanlara “Size indirilen kitabı okuyup anlayın. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız.” dedik. Onlar hep başka kitapların peşinden koştular. Okudukları hep velilerin kitaplarıydı.” 
  • Bizim indirdiğimiz kitabı okuyup anlamayan, emirlerimize uymayan, ALLAH’ın yanına sürekli birilerini ortak koşan, Üzeyr ve İsa’dan örnekler vermemize, “ALLAH tektir” dememize rağmen, Muhammed’i ALLAH’a sevgili yapan, Peygamberleri Muhammed’i ilahlaştırıp ALLAH  sevgisi ile yarıştıran bu kavmi sonunda helak ettik.” 
  • Sonunda onlara indirdiğimiz Kur’anı da terkettiler. Ve biz de gereğini yaparak, daha önceki kavimlere yaptığımız gibi onları helak ettik.

Ne dersiniz sevgili kardeşlerim? Yukarıya ilave edilebilecek daha o kadar çok paragraflar var ki, bu sayfalara sığmaz. Sizler de çoğaltabilirsiniz.. Onun için kısa kesiyorum…

*

Bir daha başka bir Peygamber ve başka bir kitap gelmeyecek!.. Bunu biliyoruz. Ancak gelseydi, herhalde yukarıdakiler, Peygamberimiz ve Muhammed’in ümmeti yer alabilir miydi diye düşünmedim değil.

Yanlış ve hatalarım için her şeyin doğrusunu bilen Yüce Rab’bimin sonsuz merhametine sığınıyor ve  çok sevdiğim bir cümle ile yazımı bitiriyorum…

“Müslümanlar,  namazlarında ALLAH’a verdikleri sözleri tutsalar;  ALLAH yeryüzünü onlar için CENNET yapar.”

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“RANDEVUNUZ VAR MI?”

dua

“Bakın hanımefendi… İki gündür geliyorum ama müdür beyle bir türlü görüşemiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Mutlaka görüşmem lazım. Randevu almam gerekiyorsa bana bir gün söyleyin ben o gün geleyim. Çok uzaktan geliyorum. Her gelişimde git-gel kırk kilometre yol yapıyorum. Bana yardımcı olun lütfen!..”

Valla bilemiyorum beyefendi! Müdür bey buradaysa görüşebilirsiniz. Takip edeceksiniz… Benim yapabileceğim bir şey yok.”

Yukarıdaki görüşme, kamuda en küçük bir birim müdürü ile görüşmek isteyen vatandaşın çaresizliğidir. Varın gerisini siz düşünün. Haftalardır ulaşmak istediğiniz birim müdürünü bir üst amirine şikayet etmek için bir üst kattaki şube müdürüne çıkıyorsunuz… Sekreter hanıma durumu anlatıyorsunuz, hemen soruyor hanımefendi… “Randevunuz var mıydı?”

Randevu aldığınızı düşünün… O soğukta, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda, otobüse bineceksin, sonra inip metroya bineceksin, metrodan inip bulabilirsen bir taksi ile randevu aldığın kuruma gideceksin, müdürün makamına gittiğinde sekreterin cümlesi ile yıkılacaksın… “Maalesef Müdür bey bugün hiç gelmedi! Ne zaman geleceği de belli değil.”

Doktora muayene olacaksınız, günler haftalar öncesinden randevu almanız gerekir. Nihayet beklenen gün gelir, randevu saatiniz gelmiştir ama siz hala beklemek zorundasınızdır. Çünkü henüz işi bitmemiştir doktorun.

Hele hele üst düzey bürokrat ya da yöneticilerle bir görüşmeyi deneyin. Randevuyu aylar öncesinden almanız gerekir… Tabii alabilirseniz. Bir Büyükşehir belediye başkanı, ya da bir bakan ile görüşmeyi deneyin. Nasıl ve ne zaman görüşebilirsiniz?

Hayal edin… Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyorsunuz… Mümkün mü? Meramını anlatıp yedi göbek sülalen araştırılsa dahi neredeyse imkansız. Devletin en başındaki kişinin işlerinin çok olması ve sana zaman ayıramamasından daha doğal ne olabilir? Her vatandaş bir kez olsun görüşmek istese seksen milyon vatandaş ile nasıl görüşebilir? Bırakınız Cumhurbaşkanını, onlarca sekreterin buna ne zamanı ne de gücü yeter. Yani çok çok zordur Cumhurbaşkanına ulaşmak… Hatta imkansızdır.

Kullara ulaşmak zordur vesselam… Kimilerine kibirinden ulaşamazsın, kiminin de zamanı yoktur ya da işi çoktur.

Oysa O’na ulaşmak o kadar kolaydır ki!..

Ne sekreteri vardır O‘nun, ne de randevu ister… Sana şah damarından daha yakındır… İstediğin an, istediğin yerde O’na ulaşıp meramını anlatabilirsin. Nerede olursan ol… Saat kaç olursa olsun… O hep seni bekler. “Ey ulu tanrım.” dediğinde artık huzurundasındır O’nun… Olduğun yerde mahcup bir şekilde başını öne eğmişken artık O’nunla konuşabilir, O’na yalvarabilirsin. Ya da ellerini açıp başını kaldırdığında O’nu göremesen de O’na dertlerini, sıkıntılarını söyleyebilirsin. Yeter ki seslen O’na… “Ya Rab’bim.” de. Sadece sen değil, aynı anda aileden bir diğeri de O’nunla görüşebilir… Oğlun yolda yürürken O’nunla konuşabilir, dertleşebilir… Kızın sınav öncesi, sırasına oturduğunda O’ndan yardım isteyebilir. O, her zaman, her yerde, herkese zaman ayırandır.

Gelen kulunu geri çevirmeyendir O… Herkesi kabul eder… Herkesi dinler ve herkese cevap verir. Sekreter yok, aracı yok, randevu yok… “ALLAH’ım” de O’nun huzurundasın… Göremesen de, O, ya karşındadır, ya yanında…

Sen yeter ki  iste…

Fikret ARMAN

KURAN’DA  “Kadınlar Başını  Örtsün”  DİYE  BİR EMİR YOK

“İnanan kadınların başlarını örtmeleri gerektiğini biz kullar söylüyoruz.”

turban

Yüce Allah’ın böyle bir emrinin olmadığını, Kur’an da ki ayetler ve O’nun emrettiği gibi aklımı kullanarak açıklamaya çalışmak  istiyorum.

Nur Suresi 31. Ayetin konu ile ilgili kısmını yazıyorum.

“Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. …” (Ayetin geri kalan kısımını aşağıda yazacağım.)

Ayetten açık seçik görüleceği üzere, emredilen fiil, başın örtülmesi değil, “örtünün GÖĞÜS YIRTMAÇLARI ÜZERİNE” vurulması/örtülmesidir. Bütün meallerde hemen hemen böyle ifade edilmektedir. Ama biz yine de bugün uygulanan dinde iddia edildiği gibi “başın örtülmesi emri vardır” düşüncesinden hareket edelim…

On yıllardır tartışılan konu şudur… Ayette söz konusu kelime, “örtü” anlamında mı yazılmış, yoksa “başörtüsü” anlamında mı yazılmış? Bana göre bomboş bir tartışma!.. Ama yine de değineceğim.

Ayette geçen sözcük, örtü anlamında yazılmışsa zaten mesele yok. Diyebiliriz ki başörtüsü farz değildir. Yok,  eğer “başörtüsü” anlamında yazılmışsa, Kuran’ı elimize alıp, aklımızı kullanarak konuyu araştıralım. Bir de başın örtülmesini “süs” olduğu gerekçesiyle  ifade edenler var… Bunu geçeceğiz.

Varsayalım ayetteki sözcük örtü falan değil, tam anlamıyla “başörtüsü”… Peki, bu ayette başın örtülmesi emri nerede geçiyor? Ayette böyle bir emir var mı? Yok!  Devam edelim…

Yüce ALLAH’ın  Kuran’da onlarca, yüzlerce ayetindeki emirlerinden bazılarını aşağıya yazıyorum. Bakın Yüce ALLAH Kitabında bizlere nasıl emrediyor?

“Oku.”

“Namazını kıl.”

“Orucunu tut.”

“Zekatını ver.”

“Aklını kullan.”

“Yetimi koru.”

“Eksik tartma.”

“İbret al.

“Bakışlarını haramdan sakınsınlar.”

Listeyi çoğaltıp, onlarca, yüzlerce yazabiliriz Yüce ALLAH’ın emirlerinden.

Ben diyorum ki, “başın örtülmesi” gerçekten ALLAH’ın emri  olsaydı, Kuran’da bunlara benzer bir emir görebilirdim. “Kadınlar başlarını örtsün.” diye bir emir var mı Kuran’da? YOK!.. Peki nereden çıkartıyorsunuz bu emri?

“Ama ayette başörtüsü var!.. Başörtüsü varsa demek ki baş örtülmelidir. Öyle değil mi?”

Hayır  kardeşim!… Öyle değil!.. Ben öyle bir emir göremediğim için, Kur’an’ın indiği yerde yaşayanların;  güneşten, kum fırtınalarından ve diğer doğal afetlerden korunmak için sadece kadınlar değil, kadınlı-erkekli kendilerini korumak için başlarını örttüklerini düşünüyorum. Onların başlarını örtmeleri dini inançlarından değil, doğadan korunmak için!..

Bakın Yüce ALLAH ne diyor?..

Hac Suresi 16. Ayet: Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder.

Enam Suresi 38. Ayet: Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.”

Yüce ALLAH diyor ki; “Biz bu kitapta her şeyi açık seçik söyledik… Hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”

İman eden Kardeşlerime soruyorum… Size göre bu ayetler hiçbir şey ifade etmiyor mu? Bütün emirlerini açık seçik söyleyen Yüce ALLAH, başın örtülmesi emrini niye saklasın? Niye üç kelimelik “Kadınlar başını örtsün.” emrini  açık seçik söylemesin?

Yukarıda yarım bıraktığım Nur suresi 31. Ayetin kalan bölümünü de yazıyorum.

“… Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah’a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!”

Ayette dikkatimi en çok çeken konu; süslerin gösterilmesi gereken kişileri tek tek söyleyen Yüce ALLAH, şayet kadınların başlarını örtmelerini emretseydi, “üç” kelime ile “Kadınlar başını örtsün.” demez miydi? Derdi… Kuran’da her şeyi açık seçik yazdığına göre, derdi… Peki, neden dememiş? Çünki, ALLAH, kadından başını örtmesini istemediği için böyle bir emir yok…

İnanan her kul istediği gibi örtünür, dilediği gibi kapanır. Buna kimse karışamaz!.. Ama “başın örtülmesi ALLAH’ın emridir” demek (haşa) ALLAH’ın işine karışmaktır, ALLAH’a ortak koşmaktır!..

Başın örtülmesini  ALLAH’ın bir emri olduğunu iddia edenler, bu tezlerini güçlendirmek için Kuran’ın eksik ve yetersiz olduğunu dahi söyleyerek hiç korkmadan küfre sapmaktadır. Kadını örtebildiği kadar örtüp, sarıp sarmalayıp, evden çıkmasını dahi yasaklayan düşünce, onu örtmek için her türlü manevrayı yapmaktadır.

Enam Suresi 21. Ayet:  Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar!

ALLAH’a iftira atmak ve ayetleri inkar eden kavimler için bakın ne diyor Yüce ALLAH?

Ali İmran Suresi 86-87 Ayetler: İmanlarından, resulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan-beyan deliller geldikten sonra küfre sapmış bir topluluğa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. İşte böylelerinin cezası: Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerlerine!

ALLAH,  ayetlerini yalanlayanları, görmezden gelenleri ZALİM ilan ediyor ve “lanetim, zalimler kavminin üzerinedir” diyor.

Bana şunu sorabilirsiniz… Bunca din adamı(!) , cüppeli-cüppesiz  bunca hacı, hoca, yeryüzündeki 1,5 milyar Müslüman yanlış biliyor da sen mi doğrusunu biliyorsun? Haşa!.. Ben sadece Rab’bimin izin verdiği kadarı ile düşünüp akıl edebildiklerimi yazıyorum. Gaybı sadece kendisi bilen ALLAH, biz inananların çoğunun Kuran’dan habersiz ve yanlış yolda olduklarını  bildiği için aşağıdaki ayette olduğu gibi bizleri nasıl uyarıyor?

“Enam Suresi 116. Ayet: Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece sanıya uyarlar  ve sadece saçmalarlar.”

Yeri gelmişken sorayım… Şu an içinde bulunduğumuz zamanı düşünürsek; Yüce Allah neden Peygamberimizin kavmine dünya hayatındaki huzuru çok görüyor? Neden Müslüman ülkelerinde kan ve gözyaşı eksik olmuyor?  Yoksa, Yüce ALLAH,  Kitabından haberi dahi olmayan ve ALLAH’ı bırakıp başka tanrıların, velilerin peşinden giden bu kavmi helak mı ediyor?  ALLAH’ın laneti üzerimizde mi? Ne dersiniz?

*

İşte böyle değerli Kardeşlerim… Kuran’ı okuyup anlamaya çalıştığımda; KURAN’DA “KADINLAR  BAŞINI  ÖRTSÜN”  diye bir emir olmadığını görüyorum. Var olduğunu söyleyen Kardeşlerim, bunu nerede gördüklerini/bulduklarını yazarlarsa ben de öğrenmiş olurum. Hata yapmak biz kullara mahsus.

Doğrusunu ALLAH bilir…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“SEN”  KARAR  VERSEYDİN!..

“Keşke” demeyeceğimiz bir hesap günü için…

Kuran Meali

A’raf Suresi 3. Ayet: “Rabbinizden size indirilene uyun; O’nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!”

Bakara Suresi 170. Ayet: “Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” dendiğinde: “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” derler. Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!…”

Zümer Suresi 3. Ayet: Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Zühruf Suresi 44. Ayet: “Gerçek şu: Bu Kur’an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.”

*

6236 adet ayetten sadece dört tanesini aldım yazıya… Yapmamız, kollayıp korumamız, yerine getirmemiz gereken ibadetlerimizin dışında; Allah’ın dinini, Allah’ın ayetlerine göre yaşamaya karar vermemize kesinlikle emin olmamız gereken dört ayeti yazdım. Konuyla ilgili daha o kadar çok ayet var ki!.. Keşke, her “Müslümanım” diyen okusa!.. Hala bir türlü akıl erdiremediğim husus ise; Allah’ın Kitabındaki ilk emir “OKU!” olmasına, Allah’ın daha ilk besmeleden sonra OKUmayı emretmesine  rağmen “Müslümanım” diyenlerin OKUMAMASI!.. Büyük bir çoğunluğunun ise anlamını dahi bilmeden okuması… Anlamını bilmediği için de, konuyu hep hoca(!) larla, bilen(!)lerle,  velilerle Kur’an dışında çözmeye çalışması!..

Sen; Allah’ı, Allah’ın Kitabını es geçip bir takım velilerin peşine takıl, Allah’ın Kitabını okuyup anlama, ondan sonra “Elhamdülillah Müslümanım.” de… Bu kadar kolay yani, öyle mi? Doğrusunu söylemek gerekirse; Evet… Müslümanım demek, Müslüman olmak bu kadar kolay. Zor olan,  “Müslümanım” demenin hesabını verebilmek… Bu ise hiç de o kadar kolay değil!

Üzerine basa basa durmak istediğim konu işte tam burasıdır… “Müslüman” olarak hesap verebilmek!..

*

Sen! Başı örtülü güzel kızım… Başını neden örtüyorsun? Bir de o örtünün altındaki bant gibi şey, nedir o? Sen bunları, “Ben inandığım Kitabı okudum ve ilgili ayetlerinden başımı örtmem gerektiğini, hatta bir tek saç telinin dahi görünmemesi gerektiğini anladım, onun için de başımı örtüyorum.” diyorsan sorun yok. O senin okuduğundan ne anladığındır… Ama diyorsan ki; “Ailem böyle istiyor. Eskiden beri böyle yaparlarmış… Sonra konu-komşuya karşı, mahalleliye karşı da ayıp oluyormuş, onun için bunları takıyorum.”  diyorsan, yukarıdaki ayetler tam senlik!.. Kur’an’dan sorumlu olacağını bileceksin… Allah’ın ayetlerine uyacaksın!.. Sen, dinini; büyüklerin öyle istiyor, konu-komşu böyle istiyor, mahalleli şöyle istiyor diye yaşamayacaksın!.. ALLAH’IN EMRETTİĞİ şekilde yaşıyor isen göğsünü gere gere “Elhamdülillah Müslümanım” diyeceksin.

Öyle değil mi Şuayip emmi? Sen de o takkeyi hiç çıkarmayıp, elinde tespih çekip dururken, arada bir salavat getirip sakalını sıvazlarken “Bunların hepsi Kur’an da yazıyor. Hepsini de okudum.”  diyorsan, hesap günü de “Kur’an da yazıyordu. Onun için yaptım.” diyebiliyorsan senin için de sorun yok. Eğer; “Peygamberimizde sakallıymış da onun için bıraktım. Sevabı çokmuş, bize hep “bir Müslüman sakal bırakmalıymış” diye söylediler. Sonra etrafıma bakıyorum da, herkes salavat getiriyor!” dediğin de yukarıdaki ayetler de tam senlik! Sen Kur’anı okusaydın sadece ve sadece Allah’ın ayetlerine uyman gerektiğini zaten bilecek ve böylesi zavallı cümleler kurmayacaktın! Etrafın seni hiç ilgilendirmeyecekti… Ne dersin Şuayip emmi? Allah’ın sözlerinden daha güzel söz var mıdır? Haşa!.. Asla ve asla YOK… Olamazda!

Eline sirkesini, bir dilim ekmeğini almış, Oruç Baba türbesine oruç açmaya giden güzel nenem… Ya sana ne demeli? Ne olurdu, Allah’ın kitabını okuyup anlasaydın da o türbeye gidip elinde sirke ile şirke bulaşmasaydın!.. Biliyorum senin içinde hiçbir kötülük yok. Duyguların tertemiz. Ama yanlış yolda olduğunu hemen söylemeliyim… Sen de Allah’ın Kitabını ezberlediğin ama anlamadığın arapça değil de, anlayacağın dilden okusaydın, şu yaptığının “Allah’ın affetmeyeceği tek günah” olan şirk olduğunu bilecek ve Türbelerde işin olmayacaktı… Buralara hiç gelmeyip, evinde oturup Allah’ın verdiği nimetlerle orucunu açacaktın. Ama öyle olmadı. Sen de takıldın seni yoldan çıkaran diğerlerinin peşine!.. Oruç ağzınla bir elinde sirke diğer elinde bir dilim ekmek oruç açmaya türbeye geldin. Sözde “sevap” için… “Türbelere gidiyorsun da Allah’ın mescitlerin de neden yoksun?” diye sorulduğunda cevabı sen vereceksin güzel nenem… Böyle bir soru sorulduğunda ne diyeceksin hele bir düşün? “Elhamdülillah Müslümanız.” değil mi güzel nenem?.. Bir an önce Kur’an’ın  ipine sımsıkı sarıl güzel nenem. Hemen şimdi… Vakit kaybetmeden.

Ya sen Muzaffer Kardeşim!.. Hem “Elhamdülilah Müslümanım” diyeceksin hem de “İçiyorsam hesabını ben vereceğim Kardeşim… Karışmayın! Size ne?” diyeceksin. Meyhanedeki arkadaşların sana her gece söylüyor… “İç kardeşim iç… Bir şey olmaz… Herkes gazel okuyor! Sen keyfine bak!”  Arkadaşların böyle diyor da, sen inanan birisi olarak Kitabını oku, anla,  Allah “içki” konusunda neler söyleyip biz kullarına bu konuda neler hatırlatmış onu bil, ondan sonrasının hesabını zaten sen vereceksin. Önce inandığın Kitabı bir güzel oku ve anla… Bu sana sadece bir hatırlatma. Hesabı tabii ki sen vereceksin! Ama bu hesabı; bir takım kişilerin söylemlerine uyarak değil, inandığın Kitabı okuyup anladıktan sonra “Bilerek içiyorum Kardeşim.” diyerek mertçe ver. Ne dersin? Hiç olmazsa bilerek içeceksin!

Bir çift sözümde sana olacak değerli bacım!.. Görüyorum ki Ağustos sıcağında bile kat kat elbiselerin üzerine bir de yerleri süpürürcesine upuzun bir pardösü giymişsin… Sen de diyorsan ki “Ben inandığım Kitabı okudum ve ayetlerden bunu anladım.” sana da sözüm yok. Ama yok eğer sen de velilere uyup, baskı ve çevre nedeniyle böyle giyiniyorsan, sana da tavsiyem Kur’an’ı anlayarak oku ve giyimini kuşamını korkmadan Allah’ın istediği gibi yap. Çevrenin ve velilerin istediği gibi değil!.. Okuduğum, anladığım kitabıma göre giyiniyorum.” de göğsünü gere gere!..

Sen de sevgili İsmail Kardeşim… Seni geçen yazımda da yazdım… Sana verdiğim küçük cep Kur’an-ı Kerim Türkçe mealini her boş zamanında oku ve anla!.. Gecikmemiş olmak için hemen başla. Önce sen öğren, sonra da eşinin ve çocuklarının da öğrenmelerini, onların da doğru yolu bulmalarını sağla… Onlar da okuyup, anlayıp öğrensinler gerçek dinlerini… Sadece Allah’tan yardım isteneceğini… Türbelerden yardım istenmeyeceğini. Sadece Allah’a ibadet edileceğini… Biz Müslümanlar biliyor ve inanıyoruz ki; Hesap günü Kur’an-ı Kerim’den sorgulanacağız. Din konusunda bunun dışındaki kitaplara, hacılara, hocalara, velilere, diğer kullara inanmayacağız. Doğru yoldan sapmayacağız… Onlar sana şöyle de diyeceklerdir… “Sen Peygamberine inanmıyor musun? Neden onun dediklerini, yaptıklarını yapmıyorsun?” Hemen onlara okuduğun Kur’an-ı Kerim’le cevap ver İsmail Kardeşim… “Benim Peygamberim, Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde , “Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” diyor ise ben de Onun dediğini, Onun yaptığını yapıyor ve Onun bana tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’e uyuyorum.” de… Gör bak! Şaşıracaklar ve belki içlerinden sana hak verenler de çıkacak ve doğru yola girecekler… Bilemeyiz…

*

Yukarıdaki örneklerden o kadar çok var ki! Birkaç tanesini örneklemeye çalıştım… Şunun bilincinde olmadığımızı düşünüyorum ve soruyorum.. “Elhamdülillah Müslümanım.” demek kadar güzel bir cümle var mı?.. Hayır YOK!  Öyleyse, neden gereğini hakkıyla yapmıyoruz? Neden vereceğimiz hesabı içinde “keşke” ler bulunan cümlelerle verelim?..

Bizler, okumadan, anlamadan  başımızı örtüyor, giyiniyor, içkimizi içiyor, orucumuzu açıyor, kendimizi türbelerden alamıyorsak, daha neler neler yapıyor/yapmıyorsak, düşünmeli ve gereğini yapmalıyız.  Okuyup anlamadığımız için Allah’ın dinini yaşamıyoruz. Takılmışız uydurulmuş bir atalar dininin peşine ve en vahimi “doğru yol” da olduğumuzu zannediyoruz.

Hesap günü biz kullara sorulduğunda “keşke” dememek için yukarıdaki ayetleri bugünden beynimize nakış işler gibi işleyelim ve Allah’ın bizden istediği gibi yalnız ve yalnız KUR’AN ile yaşayalım.  Okuduğumuzu anlayıp,  “keşke” demeden “Yaptıklarımla ilgili bütün kararları KENDİM VERDİM.” diyebilelim.

Yazdıklarım sadece bir hatırlatma olup, kimseyi sorgulamak, hesap sormak gibi bir haddim asla olamaz… Ben biliyorum ki; Hesap gününün tek sahibi ALLAH’tır.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN