“RANDEVUNUZ VAR MI?”

dua

“Bakın hanımefendi… İki gündür geliyorum ama müdür beyle bir türlü görüşemiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Mutlaka görüşmem lazım. Randevu almam gerekiyorsa bana bir gün söyleyin ben o gün geleyim. Çok uzaktan geliyorum. Her gelişimde git-gel kırk kilometre yol yapıyorum. Bana yardımcı olun lütfen!..”

Valla bilemiyorum beyefendi! Müdür bey buradaysa görüşebilirsiniz. Takip edeceksiniz… Benim yapabileceğim bir şey yok.”

Yukarıdaki görüşme, kamuda en küçük bir birim müdürü ile görüşmek isteyen vatandaşın çaresizliğidir. Varın gerisini siz düşünün. Haftalardır ulaşmak istediğiniz birim müdürünü bir üst amirine şikayet etmek için bir üst kattaki şube müdürüne çıkıyorsunuz… Sekreter hanıma durumu anlatıyorsunuz, hemen soruyor hanımefendi… “Randevunuz var mıydı?”

Randevu aldığınızı düşünün… O soğukta, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda, otobüse bineceksin, sonra inip metroya bineceksin, metrodan inip bulabilirsen bir taksi ile randevu aldığın kuruma gideceksin, müdürün makamına gittiğinde sekreterin cümlesi ile yıkılacaksın… “Maalesef Müdür bey bugün hiç gelmedi! Ne zaman geleceği de belli değil.”

Doktora muayene olacaksınız, günler haftalar öncesinden randevu almanız gerekir. Nihayet beklenen gün gelir, randevu saatiniz gelmiştir ama siz hala beklemek zorundasınızdır. Çünkü henüz işi bitmemiştir doktorun.

Hele hele üst düzey bürokrat ya da yöneticilerle bir görüşmeyi deneyin. Randevuyu aylar öncesinden almanız gerekir… Tabii alabilirseniz. Bir Büyükşehir belediye başkanı, ya da bir bakan ile görüşmeyi deneyin. Nasıl ve ne zaman görüşebilirsiniz?

Hayal edin… Cumhurbaşkanı ile görüşmek istiyorsunuz… Mümkün mü? Meramını anlatıp yedi göbek sülalen araştırılsa dahi neredeyse imkansız. Devletin en başındaki kişinin işlerinin çok olması ve sana zaman ayıramamasından daha doğal ne olabilir? Her vatandaş bir kez olsun görüşmek istese seksen milyon vatandaş ile nasıl görüşebilir? Bırakınız Cumhurbaşkanını, onlarca sekreterin buna ne zamanı ne de gücü yeter. Yani çok çok zordur Cumhurbaşkanına ulaşmak… Hatta imkansızdır.

Kullara ulaşmak zordur vesselam… Kimilerine kibirinden ulaşamazsın, kiminin de zamanı yoktur ya da işi çoktur.

Oysa O’na ulaşmak o kadar kolaydır ki!..

Ne sekreteri vardır O‘nun, ne de randevu ister… Sana şah damarından daha yakındır… İstediğin an, istediğin yerde O’na ulaşıp meramını anlatabilirsin. Nerede olursan ol… Saat kaç olursa olsun… O hep seni bekler. “Ey ulu tanrım.” dediğinde artık huzurundasındır O’nun… Olduğun yerde mahcup bir şekilde başını öne eğmişken artık O’nunla konuşabilir, O’na yalvarabilirsin. Ya da ellerini açıp başını kaldırdığında O’nu göremesen de O’na dertlerini, sıkıntılarını söyleyebilirsin. Yeter ki seslen O’na… “Ya Rab’bim.” de. Sadece sen değil, aynı anda aileden bir diğeri de O’nunla görüşebilir… Oğlun yolda yürürken O’nunla konuşabilir, dertleşebilir… Kızın sınav öncesi, sırasına oturduğunda O’ndan yardım isteyebilir. O, her zaman, her yerde, herkese zaman ayırandır.

Gelen kulunu geri çevirmeyendir O… Herkesi kabul eder… Herkesi dinler ve herkese cevap verir. Sekreter yok, aracı yok, randevu yok… “ALLAH’ım” de O’nun huzurundasın… Göremesen de, O, ya karşındadır, ya yanında…

Sen yeter ki  iste…

Fikret ARMAN

“ALLAHA  İMAN  ETTİM”  Dediği  Halde   ŞEYTANA UYANLAR !..

“ALLAH’ın gösterdiği doğru yolu izlemeyen kavimler helak olmuşlardır.”

şeytanve kuran  görselleri ile ilgili görsel sonucu

Şeytan, ALLAH’a iman edenleri yoldan çıkarmak için her şeyi yapacağını söylüyor, Yüce ALLAH da bunu bize hatırlatırken kesinlikle şeytanı dost edinmememizi, izinden gidip doğru yoldan sapmamamız için uyarıyor bizleri.

Nisa Suresi 119. Ayet: “Yemin olsun, onları saptıracağım, onları kuruntulara/hurafelere/anlamını bilmeden okumaya mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.

Hemen hemen her yazımda vurguladığım ilk dört şey;  “Okuyalım, anlayalım, düşünelim, aklımızı kullanalım” olmuştur. Ama okumayan bizlerin düşünmeyip  aklımızı da kullanmadığımız su götürmez bir gerçek. Müslüman aleminin en büyük eksiklikleridir saydıklarım. Okuduğu kitabın ne dediğini anlamadan, bilmeden ezbere yapılan ibadetler. Okuduğu kitaptan habersiz evliyanın peşinden koşmalar. Daha kitabının ne dediğini öğrenmeden hadisleri rehber edinmeler. Böyle olunca yeryüzünde huzur bulamayan bir ümmet. Fas’tan Endonezya’ya kadar Müslümanların yaşadıkları ülkelere şöyle bir bakalım… Hangisinde huzur ve mutluluk var? Ülkelerinden kaçanların çoğu neden ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadıkları ülkeleri seçiyor? Sorunun cevabını versek de çözümünü gerçekleştiremiyoruz. Ve Yüce ALLAH’ın, bizden önceki kavimleri neden helak ettiğini “iman ettik” dediğimiz kitabını okumadığımız ve öğrenmediğimiz için Muhammed’in kavmini de helak etmektedir.  Çünki bu kavim Kur’an’ı terk etmiştir.

Furkan Suresi 30. Ayet:  Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

Hesap günü Peygamberimizden sorulacağında Peygamberimiz böyle diyecek. “Ümmetim  bu Kur’an ı terketti.”

ALLAH’ın kitabını okumayıp, düşünmeyip, aklımızı kullanmadığımızda, sözde evliyanın yolunu izleyip şeytanın peşine takıldığımızda hesabını veremeyeceğimiz bir yola, şeytanın yoluna sapmayalım. Şeytanın ayak izlerini takipten bir an önce vazgeçelim. Vakit geçirmeden duvarlara astığımız ve kapağını dahi açmadığımız, iman ettiğimiz kitabımızı ANLADIĞIMIZ dilden okuyalım, anlayalım, düşünelim ve aklımızı kullanalım.

O’na abdestsiz dokunulmaz!.. O’nu herkes anlamaz!.. ve benzeri şeytani düşünceleri bir tarafa bırakarak ALLAH’ın kitabını, dini ve gerçek imanı anlayanlardan, bir daha ayrılmamak üzere doğru yolu bulanlardan olalım.

ALLAH’a iman ettim diyorsan; önce ALLAH’ın Kitabını okuyup ANLAYACAKSIN… Şeytanın peşini bıraktığına şükredecek ve daha sonra, ALLAH’ın sözleri olmayan bu kitaplara gereken dersi vereceksin. Bir an önce… Vakit geçip de helak olmadan.

Zümer Suresi 3. Ayet: “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.”

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

KURAN’DA  “Kadınlar Başını  Örtsün”  DİYE  BİR EMİR YOK

turban

İnanan kadınların başlarını örtmeleri gerektiğini biz kullar söylüyoruz. Yüce Allah’ın böyle bir emrinin olmadığını, Kur’an da ki ayetler ve O’nun emrettiği gibi aklımı kullanarak açıklamaya çalışmak  istiyorum.

Nur Suresi 31. Ayetin konu ile ilgili kısmını yazıyorum.

“Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. …” (Ayetin geri kalan kısımını aşağıda yazacağım.)

Ayetten açık seçik görüleceği üzere, emredilen fiil, başın örtülmesi değil, “örtünün GÖĞÜS YIRTMAÇLARI ÜZERİNE” vurulması/örtülmesidir. Bütün meallerde hemen hemen böyle ifade edilmektedir. Ama biz yine de bugün uygulanan dinde iddia edildiği gibi “başın örtülmesi emri vardır” düşüncesinden hareket edelim…

On yıllardır tartışılan konu şudur… Ayette söz konusu kelime, “örtü” anlamında mı yazılmış, yoksa “başörtüsü” anlamında mı yazılmış? Bana göre bomboş bir tartışma!.. Ama yine de değineceğim. Ayette geçen sözcük, örtü anlamında yazılmışsa zaten mesele yok. Diyebiliriz ki başörtüsü farz değildir. Yok,  eğer “başörtüsü” anlamında yazılmışsa, Kuran’ı elimize alıp, aklımızı kullanarak konuyu araştıralım. Bir de başın örtülmesini “süs” olduğu gerekçesiyle  ifade edenler var… Bunu geçeceğiz.

Varsayalım ayetteki sözcük örtü falan değil, tam anlamıyla “başörtüsü”… Peki, bu ayette başın örtülmesi emri nerede geçiyor? Ayette böyle bir emir var mı? Yok!  Devam edelim…

Yüce ALLAH’ın  Kuran’da onlarca, yüzlerce ayetindeki emirlerinden bazılarını aşağıya yazıyorum. Bakın Yüce ALLAH Kitabında bizlere nasıl emrediyor?

“Oku.”

“Namazını kıl.”

“Orucunu tut.”

“Zekatını ver.”

“Aklını kullan.”

“Yetimi koru.”

“Eksik tartma.”

“İbret al.

“Bakışlarını haramdan sakınsınlar.”

Listeyi çoğaltıp, onlarca, yüzlerce yazabiliriz Yüce ALLAH’ın emirlerinden.

Ben diyorum ki, “başın örtülmesi” gerçekten ALLAH’ın emri  olsaydı, Kuran’da bunlara benzer bir emir görebilirdim. “Kadınlar başlarını örtsün.” diye bir emir var mı Kuran’da? YOK!.. Peki nereden çıkartıyorsunuz bu emri?

“Ama ayette başörtüsü var!.. Başörtüsü varsa demek ki baş örtülmelidir. Öyle değil mi?”

Hayır  kardeşim!… Öyle değil!.. Ben öyle bir emir göremediğim için, orada yaşayanların;  güneşten, kum fırtınalarından ve diğer doğal afetlerden korunmak için sadece kadınlar değil, kadınlı-erkekli kendilerini korumak için başlarını örttüklerini düşünüyorum. Onların başlarını örtmeleri dini inançlarından değil, doğadan korunmak için!..

Bakın Yüce ALLAH ne diyor?..

Hac Suresi 16. Ayet: Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder.

Enam Suresi 38. Ayet: Biz bu Kitap’ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.”

Yüce ALLAH diyor ki; “Biz bu kitapta her şeyi açık seçik söyledik… Hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”

İman eden Kardeşlerime soruyorum… Size göre bu ayetler hiçbir şey ifade etmiyor mu? Bütün emirlerini açık seçik söyleyen Yüce ALLAH, başın örtülmesi emrini niye saklasın? Niye üç kelimelik “Kadınlar başını örtsün.” emrini  açık seçik söylemesin?

Yukarıda yarım bıraktığım Nur suresi 31. Ayetin kalan bölümünü de yazıyorum.

“… Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah’a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!”

Ayette dikkatimi en çok çeken konu; süslerin gösterilmesi gereken kişileri tek tek söyleyen Yüce ALLAH, şayet kadınların başlarını örtmelerini emretseydi, “üç” kelime ile “kadınlar başını örtsün” demez miydi? Derdi… Kuran’da her şeyi açık seçik yazdığına göre, derdi… Peki, neden dememiş? Çünki, ALLAH, kadından başını örtmesini istemediği için böyle bir emir yok…

İnanan her kul istediği gibi örtünür, dilediği gibi kapanır. Buna kimse karışamaz!.. Ama “başın örtülmesi ALLAH’ın emridir” demek (haşa) ALLAH’ın işine karışmaktır, şirktir, küfürdür!..

Başın örtülmesini  ALLAH’ın bir emri olduğunu iddia edenler, bu tezlerini güçlendirmek için Kuran’ın eksik ve yetersiz olduğunu dahi söyleyerek hiç korkmadan küfre sapmaktadır. Kadını örtebildiği kadar örtüp, sarıp sarmalayıp, evden çıkmasını dahi yasaklayan düşünce, onu örtmek için her türlü manevrayı yapmaktadır.

Enam Suresi 21. Ayet:  Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Şu da bir gerçek ki, zalimler asla kurtulamazlar!

ALLAH’a iftira atmak ve ayetleri inkar eden kavimler için bakın ne diyor Yüce ALLAH?

Ali İmran Suresi 86-87 Ayetler: İmanlarından, resulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine ayan-beyan deliller geldikten sonra küfre sapmış bir topluluğa Allah nasıl kılavuzluk eder? Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. İşte böylelerinin cezası: Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti üzerlerine!

ALLAH,  ayetlerini yalanlayanları, görmezden gelenleri ZALİM ilan ediyor ve “lanetim, zalimler kavminin üzerinedir” diyor.

Bana şunu sorabilirsiniz… Bunca din adamı(!) , cüppeli-cüppesiz  bunca hacı, hoca, yeryüzündeki 1,5 milyar Müslüman yanlış biliyor da sen mi doğrusunu biliyorsun? Haşa!.. Ben sadece Rab’bimin izin verdiği kadarı ile düşünüp akıl edebildiklerimi yazıyorum. Gaybı sadece kendisi bilen ALLAH, biz inananların çoğunun Kuran’dan habersiz ve yanlış yolda olduklarını  bildiği için aşağıdaki ayette olduğu gibi bizleri nasıl uyarıyor?

“Enam Suresi 116. Ayet: Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece sanıya uyarlar  ve sadece saçmalarlar.”

Yeri gelmişken sorayım… Şu an içinde bulunduğumuz zamanı düşünürsek; Yüce Allah neden Peygamberimizin kavmine dünya hayatındaki huzuru çok görüyor? Neden Müslüman ülkelerinde kan ve gözyaşı eksik olmuyor?  Yoksa, Yüce ALLAH,  Kitabından haberi dahi olmayan ve ALLAH’ı bırakıp başka tanrıların, velilerin peşinden giden bu kavmi helak mı ediyor?  ALLAH’ın laneti üzerimizde mi? Ne dersiniz?

*

İşte böyle değerli Kardeşlerim… Kuran’ı okuyup anlamaya çalıştığımda; KURAN’DA “KADINLAR  BAŞINI  ÖRTSÜN”  diye bir emir olmadığını görüyorum. Var olduğunu söyleyen Kardeşlerim, bunu nerede gördüklerini/bulduklarını yazarlarsa ben de öğrenmiş olurum. Hata yapmak biz kullara mahsus.

Doğrusunu ALLAH bilir…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“KUR’AN-I  KERİM’DE  DÖRT  KADINA  KADAR  EVLENMEK  VAR MI YOK MU?”

“ 6236 ayetin sadece bir tek ayetinden ve o ayetin de önüne arkasına bakmadan fikir yürütmek iman eden kişiler için intihardır!..”

kurani-oku

Günlerden Cuma… Komşumuz Muharrem abi ile karşılaşınca birlikte camiye doğru yola koyulduk. Yaklaşık 25 dakikalık yolu sohbet ederek yürüyorduk. Yolumuz üzerinde bize katılan eski dostları da sohbete ekleyerek hep birlikte camiye doğru yürüyorduk.

Cami yürüyüşümüze katılan arkadaşlarımızdan Ahmet kardeşimiz, birlikte yürüdüğümüz Feridun beyi tanıştırıyordu bizlere. 45-50 yaşlarında idi. İkinci evliliği düşündüğünü, rahatsız olan şimdiki eşine de ev işleri konusunda yardımcı olabileceğini, düşüncelerini açık açık söylüyordu.

“Zaten Kur’an “dörde kadar izin vermiş, evlenebilirsin” diyor, ben de ciddi ciddi düşünüyorum…”  diyordu Feridun bey. Diğer arkadaşlarımızda bu duruma olur veriyordu.

Her zaman olduğu gibi yine kendimi tutamayıp konunun içine dalmıştım.

“Affedersiniz Feridun bey… Bir şey sormama izin verir misiniz?”

Kibar bir ifadeyle ve içine mizah katarak;  “Rica ederim Fikret bey… Tabii ki… Ama zor olmasın.”

Son cümlesi için gayri ihitiyari herkes gibi ben de gülümsemiştim. “Teşekkür ederim Feridun bey. Çok çok kolay bir soru olacak. Tek ricam, bu soru için sakın beni yanlış anlamayın.” Soruyu sorma zamanı gelmişti.

“Kur’an-ı Kerim’i okudunuz mu?

Gülümseyerek cevap veriyordu Feridun bey.

“Tabii ki. Hatta çoğu Müslümandan daha fazla.”

“Peki, dört kadına kadar evlilikle ilgili ayeti okudunuz mu?”

“Okumaz olur muyum? Açık açık yazıyor… İkişer, üçer, dörder alabilirsiniz diye.”

Beklediğim cümlelerdi. Diğer arkadaşlarımız da kulak kesilmiş bizi dinlerken duraklamadan devam ettim…

“Yani şimdi her isteyen erkek, dilediği zaman, razı olan dilediği kadınla ikinci, üçüncü, dördüncü kadınla evlenebilir mi?”

“Tabii ki!.. Benim okuduğum kitapların hepsinde öyle yazıyor.”

İfadeleri ve konuşma tonu hafiften değişen Feridun bey devam ediyordu…

“Ne yani!.. Kur’an’da dört kadına kadar evlilik yok mu?”

“Tabii ki Kitabımızda bu söylem var. Ama…”

Konuşamıyordum… Sözümü kesmişti Feridun bey…

“Aması maması yok Fikret bey. Ben demiyorum… Kitap yazıyor… Kur’an’da dört kadına kadar evlilik yapılabilir yazıyorsa olay bitmiştir. Daha bunun nesini konuşacağız? Öyle değil mi?”

İstemesemde benim de konuşma tonum ve rengin değişmişti.

“Öyle değil Feridun bey!.. Bir ayetin bir cümlesini alıp ona göre karar veremezsiniz. Ondan önceki ayetleri, ondan sonraki ayetleri, hatta diğer surelerdeki konu ile ilgili ayetleri gözden geçirip, düşünüp anladıktan sonra  karar vereceksiniz. Hele hele sizin tek bir ayetin içindeki cümleyi alıp o cümleden önceki ve o cümleden sonrakileri yok sayarak bu kararı vermeniz ise çok yanlış… Sanırım atladınız. Konu ile ilgili Nisa Suresi üçüncü ayetini anlamak için okursanız, ikinci, üçüncü ve dördüncü evlilik için gerekli şartı anlarsanız, ilk eşinizle beraber iken ikinci evliliği yapacağınızı düşünmüyorum. Ben de yanılıyor olabilirim. Konuyu araştırdıktan sonra bana da telefonla bildirirseniz ben de yararlanmış olurum. Anlaştık mı?”

Telefon numaramı not alan Feridun bey söylediklerimi anlayışla karşılamıştı.

“Kesinlikle cami çıkışı eve gittiğimde ilk işim Nisa Suresi 3. Ayeti okuyup sizi aramak olacak Fikret bey, teşekkür ederim.”

Gülümseyerek telefonunu beklediğimi söylüyordum Feridun beye.

Caminin minaresi de uzaktan görünmüştü. Diğer arkadaşlarımı da 1-2 dakikalığına durdurarak ve Feridun beye dönerek;

“Feridun bey, bizler şimdi namaz kılmaya gidiyoruz değil mi?”

“Tabii ki.”

“Ama Yüce Allah Maun Suresi 4. Ayetinde “Yazıklar olsun o namaz kılanlara!” diyor… Nasıl olacak şimdi?”

Feridun bey sakin sakin cevap veriyordu…

“Öyle şey olur mu? Allah onlarca ayetinde “namaz kılın” diye emrediyor.”

“İşte ben de bunu söylüyorum Feridun bey. Allah “Yazıklar olsun o namaz kılanlara” dediği için namaz kılmayacak mıyız? Allah o ayeti;  iki yüzlüler için, yoksullara yardımı unutanlar için, namazı gösteriş için kılanlara söylüyor. Bilmem anlatabildim mi?”

Dolu dolu gözlerimin içine bakıyordu Feridun bey… “Anlamaz olur muyum Fikret bey, o kadar güzel anlattınız ki, gözümü açtınız, gönlümü ferahlattınız… Allah razı olsun sizden.”

*

Cami çıkışı tekrar birlikte yürümeye başladık… Feridun bey apartmanın kapısından girerken “arayacağını” söylüyordu. Muharrem abi ile ikimiz evlerimize doğru devam ediyorduk. Daha epey yolumuz vardı. 15 dakikalık yolumuzu tamamlayıp evlerimize geldik. Bahçe kapısını açarken telefonum çaldı. İsimsiz bir numaraydı arayan…

“Merhaba Fikret bey,  ben Feridun… Tekrar teşekkür ediyorum size… Hem evlilik konusunda beni uyarıp aydınlattığınız için, hem de esas olanın Kur’an’ı ANLAYARAK okumak olduğunu hatırlattığınız için… Unutmadan söyleyeyim istedim. İlgili ayeti okuduktan sonra evlilik düşüncemi bitirdim… Gücüm yettiğince ev işleri için eşime yardımcı olacak bir yardımcı alacağım. Bu konuda diğer arkadaşlarımı da bilgilendireceğim. Sağolun, varolun… Bugün güzel bir ağabeyi, sizi kazandım… Allah razı olsun sizden.”

Mutlu bir şekilde karşılık veriyordum…

“Hiç önemli değil Feridun bey… Önemli olan doğruyu bulmak ve doğruyu yaşamak… EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.”

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

İSLAMİYET  AKLINI KULLANANLARIN DİNİDİR

Kafirun Suresi 109/6: “Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

hoca1

Yazacaklarım; bu konuda doğru yolu bulmak ve gazaba uğrayanların yolundan gitmek istemeyen Müslüman kardeşlerime hatırlatmadır.

İslamiyet, ALLAH’ın kitabında ne kadar kolay ise, bugün biz Müslümanların peşinden gittiği velilerin uygulamalarında o kadar zordur. Çektiğimiz bu zorluk, bize tebliğ edileni  okuyup anlamamaktan, düşünüp aklımızı kullanmamaktan geliyor. İnananlar olarak  aklımızı kullanma zahmetine girmeyiz. Çevremizde o kadar çok bilen(!) var ki, iman ettiğimiz Kitabı bize tebliğ edilen ilk kaynağından okuyup öğrenmeye gerek dahi görmüyoruz!.. Velilerden öğrendiğimiz şekliyle namazımızı kılıyorsak, orucumuzu tutup yapabildiğimiz diğer ibadetleri yapıyorsak mesele bitmiştir. Arkasından bir de “ALLAH kabul etsin.” deyip karşı tarafı rahatlattık mı işlem tamamdır!..

“Elhamdülillah Müslümanım” diyerek ALLAH’a teslim olduğunu söyleyen inananlar, Allah’ın onlarca ayetinde, defalarca hatırlattığı “aklınızı kullanın” emrini bilmiyorlarsa ya da umursamıyorlarsa, akıllarını kullanıp gereğini yapmıyorlarsa, bu inananlar(!) bana ALLAH’ın tek dini olan İSLAMİYET’i anlatamazlar!..

Düşünmeyip aklını kullanmayan kadın/erkek, açık/kapalı, başı açık/başı örtülü, kravatlı/kravatsız, sakallı/sakalsız, sarıklı/sarıksız, cüppeli/cüppesiz, yaşlı/genç bu kişiler, bana İslamiyet hakkında ancak ve ancak masal anlatabilirler… O masallar da ALLAH’ın kitabı Kur’an’a iman eden bir kişi olarak beni bağlamıyor. Konu açılıpda fikirler uyuşmadığında hemen beylik cümle söylenir. “Herkesin inancı, ibadeti kendine kardeşim!.. ALLAH herkesin ne yaptığını biliyor.”

Tabii ki öyle!.. Bu cümleye kim itiraz edebilir? Yüce Rab’bim ne diyor? “Sizin dininiz  size, benim dinim bana!”  Yüce Rab’bim, ALLAH’ı inkar eden, putlara tapan ve Peygamberimize vahyolunanın dışındaki uygulamaların içinde olanlar için söylüyor bu cümleyi…  Tabii ki sen istediğin inancı yaşayabilirsin. Kimse sana  bir şey diyemez!.. Ama; ALLAH’a teslim olduğumuzu söylüyor ve yaptığımız fiiller Kitaba uymuyorsa, aklımızı kullanıp iman ettiğimiz Kitaba uyacağız… Zühruf suresi 44. Ayetinde bunu bize söylemiyor mu Yüce ALLAH? “Bu Kitaptan sorumlu tutulacaksınız.”

Allah’ın bu ayetini bilen bir Müslüman, iman ettiği Kur’an’ı bırakıp, sorumlu olmayacağı kitapların peşinden gidiyor ve ALLAH’ın; “ALLAH’ın ipine (kitabına) sımsıkı sarılın… O’nu bırakıp bir takım velilerin peşinden gitmeyin!..” emrini takmıyor, görmemezlikten geliyorsa, bana göre ALLAH korkusu olmayan, “aklını kullanmayan” müslümandır.

OKU…

Aklını kullanan bir Müslüman önce iman ettiği Kitabı okur ve anlar. Daha ilk ayetinde “OKU” diye emrederken, sen onu okumamış, ALLAH’ın ne dediklerinden, ALLAH’ın senden ne istediklerinden haberin yoksa, velilerin anlatıklarını “din” kabul etmiş, onların izinden gidiyorsan, kusura bakma Kardeşim… Senin İslamiyetle ne kadar ilgin var bilemiyorum!.. Sizlerle işim olmaz!..

“Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

AKLI  KULLANMAK…

Önce şunu söylemeliyim… İslamiyet akıl dinidir… Aklımızı kullanabilmemiz için ise kesinlikle iman ettiğimiz kitabımızı anladığımız dilden okuyup içindekileri anlamamız şart. Anlayıncaya kadar okumalıyız.

Yüce ALLAH onlarca ayetinde bizleri düşünmeye, fikir yürütmeye, değerlendirmeye ve aklımızı kullanmaya davet ederken, bizler birer Müslüman olarak gerçekten aklımızı kullanıyor muyuz?

  • ALLAH’ın Kitabını okuyup anladığımızda, affetmeyeceği tek günahın “ŞİRK” (ALLAH’a ortak koşmak) olduğunu biliyor ve bunun  farkında olup aklımızı kullanarak ibadetlerimizi buna göre yapıyoruz değil mi?
  • ALLAH’ın “Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinmeyin.” emrini, aklımızı kullanarak başka veliler edinmiyoruz değil mi?
  • Her gün kırk kez “Yalnız senden yardım isteriz.” deyip, aklımızı kullarak ve ALLAH’a her gün kırk defa verdiğimiz sözü hatırlayarak başkalarından yardım istemiyoruz değil mi?
  • ALLAH’ın “ALLAH ile beraber başka hiçbir şeye kulluk etmeyin, dua etmeyin, tapmayın.” emrini, aklımızı kullanarak ALLAH ile beraber başkalarına da kulluk, dua etmiyoruz değil mi?
  • ALLAH’ın “ALLAH ile beraber başka bir ilaha yalvarıp yakarma!” emrini hiç aklımızdan çıkarmıyor ve aklımızı kullanarak başka bir ilaha yalvarmıyoruz değil mi?
  • ALLAH’ın “ALLAH, melekleri ve peygamberi RAB’ler edinmenizi emretmez.” Ayetini hatırlıyor ve O’ndan başkasını RAB’ler edinmiyoruz değil mi?
  • ALLAH’tan başka hiç kimseyi aklımızı kullanarak O’na eş tutup, O’nu sever gibi sevmiyoruz değil mi?
  • Aklımızı kullarak, ALLAH’ın “İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Bunları sana gerçek olarak okuyoruz. Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?” ayetini hiç aklımızdan çıkarmayacağız değil mi?
  • ALLAH’ın “Bölünmeyin, parçalanmayın, fırkalara ayrılmayın!..” emrine aklımızı kullanarak uyuyor  ve parçalara ayıranlardan olmadığımız gibi hiç bir parçanında izinde değiliz değil mi?

Değerli Müslüman Kardeşim… Sen de aklını kullanıp, ALLAH’ın yukarıdaki emirlerine uyuyorsan ne kadar güzel… Yok bunları yapamıyorsan kusura bakma kardeşim…

“Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

DÜŞÜNMEK, ÖĞÜT ve İBRET ALMAK…

Yine yazmalıyım… Kur’an’ı anladığımız dilden okuyup anlamamışsak, ALLAH’ın bu emirlerinden de haberimiz yoktur. Yüce ALLAH Kamer suresinin dört ayetinde ve Kitabımızın diğer birçok ayetinde bizleri uyarıyor…

Kamer Suresi 17-22-32 ve 40. Ayetleri: “Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?”

Müslüman kardeşim… Sen Kur’an’ı okuyup anladıysan ve düşünüp, aklını kullanarak ayetlerden gerekli öğüdü, ibreti alıp tıpkı Peygamberimiz gibi yalnız Kur’an’a göre yaşıyorsan ne ala… Bunu yapamıyorsan kusura bakma kardeşim…

“Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

İSLAMİYETİ  YAŞAMAK…

Her kişinin kendi tercihi olan bütün inançlara saygım var. Öküze tapanlara bile… Ama İslamiyeti yaşamak bambaşka bir şey… Söylemek istediğim; “Elhamdülillah Müslümanım” diyen kardeşlerimin, iman ettiği Kitap’ı okuyup anlamaları, düşünüp öğüt ve ibret almaları, akıllarını kullanmalarıdır…

Kitabımızın en kolay ve olmazsa olmaz emirleri olan “OKU”mayı, “ANLA”mayı, “düşünüp aklımızı kullanmayı” ve “öğüt ve ibret almayı” yapamıyorsak, kusura bakmayın!.. Ben sizlerden ayrılıyorum…

“Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

Doğrusunu ALLAH bilir.

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“YAZIKLAR  OLSUN  O NAMAZ KILANLARA!..”

“Böyle söylüyor Yüce ALLAH Maun suresi 4. ayetinde…”

gosteris-icin-namaz-kilmak 

Fatiha suresi ile birlikte yedi ayetli iki sureden bir tanesidir Maun suresi… Fatiha suresi inancın dini yönünü ve ALLAH’a kulluğu anlatırken, Maun suresi ise toplum içindeki hayatı, yetim ve yoksulların haklarını korumayı, onlara vermeyi, yardımlaşmayı ve dayanışmayı anlatıyor. Hiç kimseye faydası olmayan, sırf kendi çıkarlarını düşünen, gösteriş için namaz kılan ikiyüzlülerden bahsediyor. Kısacası toplum hayatının yardımlaşma ve dayanışma bölümünü düzenliyor…

Hem de ne düzenleme!.. “Yazıklar/lanet olsun o namaz kılanlara!..” dedirten bir düzenleme. Şunu çok iyi bilmeliyiz. Yardımlaşma ve dayanışma, en büyük ibadetlerdendir. Allah’a gönülden ibadet etmek ne ise, ALLAH’ın emrettiği yetimi kollamak, yoksulu doyurmak, yardımlaşma, dayanışma ve bunları teşvik de odur. Dinimizin emrettiği gerçek ahlak, erdem ve insanlık burada saklıdır. Onlarca ayetinde “Namazı kılın…”  diye emreden Yüce ALLAH, Maun Suresi 4. Ayetinde ise namaz kılan bazı inananlarımızı ise işte böyle lanetliyor!..

“Yazıklar/lanet olsun o namaz kılanlara!..”

ALLAH’ın lanetlediği o namaz kılanlar kimler mi? Yine Maun suresinde açıklıyor Yüce ALLAH…

Dini yalan sayanlar,

Yetimi itip kakanlar,

Yoksulu doyurmayanlar, doyurmayı özendirmeyenler,

Namazlarında gaflet içinde olanlar,

Gösteriş için namaz kılanlar,  

Yardıma, zekata, iyiliğe engel olanlar…

Yüce ALLAH şunu bilmemizi istiyor ve emrediyor. “Kazandığınız, sahibi olduğunu düşündüğünüz her şeyde yetimin, yoksulun ve muhtaçların hakkı vardır! Adaleti koruyan inananlar olarak onların hakkını koruyun ve onlara verin. Başkalarını da buna teşvik edin!.. Bunu yapamıyorsanız, kıldığınız namazın benim nezdimde hiçbir değeri yoktur!..”

Kişisel çıkarları  uğruna, ahlaklı, erdemli bir kişi gibi görünerek,  ibadet eder gibi yapan, riya (gösteriş) düşkünü inananlara da aynı vurguyu yapıyor ALLAH…

“Yazıklar/lanet olsun o namaz kılanlara!..”

*

İsra Suresi 89. Ayet: Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler.

Zümer Suresi 27. Ayet: Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.

Yukarıdaki iki ayeti yazmamın nedeni; Yüce ALLAH Maun suresinde, yetim ve yoksulların haklarını korumayanları hatırlatarak, yardımlaşma ve dayanışmadan, ikiyüzlülerden  örnek vererek, diğer kul hakkı yiyenler için de “Yazıklar/lanet olsun o namaz kılanlara!..” demiş olabilir mi? Kardeşlerimi düşünmeye davet ediyorum.

Acaba Yüce ALLAH; çalana, hırsızı gözetip kollayana, ölçüyü bilerek eksik ve yanlış yapana, yalan söyleyip kandırana, diğer kullarını aldatana, işi gücü dedikodu (gıybet) olanlara, ALLAH’a ortak koşanlara, ALLAH’ın yapılmasını yasaklayan diğer fiilleri yapanlara da “Yazıklar/lanet olsun o namaz kılanlara!..” diyor olabilir mi?

İman eden kişiler olarak attığımız her adımda aklımızı kullanıp çok dikkatli olmalıyız diye düşünüyorum. Hesap günü geldiğinde kıldığımız namazlarımız bizleri kurtarabilecek mi?

Evet… Hayatım boyunca çaldım ama beş vakit namazımı fazlasıyla kıldım.”

Evet… Hırsızlık yapmış, hırsızları koruyup kollamış olabilirim ama beş vakit namazımı fazlasıyla kıldım. Cumaları hiç kaçırmadım. Hep ön saftaydım…”

“Evet… Daha çok ve kısa yoldan kazanmak için hep eksik tarttım ama beş vakit namazımı hiç kaçırmadım. ALLAH ve melekleri şahit.”

“Evet… Yüzlerce kişiyi aldatıp dolandırdım…  Ama beş vakit namazımı fazlasıyla kıldım. Kafamı hiç secdeden ayırmadım.”

“Evet… Dedikodu yaptım. Hep arkalarından konuştum, herkesi çekiştirdim ama beş vakit namazım da Peygamberimle birlikte ALLAH’ımı fazlasıyla andım. Kur’an ı defalarca hatmettim. Her Cuma 80 salavat getirdim. Getirdiğim salavatların sayısını bilmiyorum… Tespih, zikirmatik  elimden hiç düşmedi.”

dememiz bizleri kurtaracak mı?

Hesap günü, cevap olarak yukarıdaki cümleler söylendiğinde, merhameti bol Yüce ALLAH bu inananları da bağışlayacak mı, yoksa onlara da;

“Sizler; size indirilen Kitabı okuyup anlamadınız mı? Sizlerin ALLAH’ın ayetlerinden haberiniz olmadı mı?”

“Yazıklar olsun namaz kılan sizlere!..”  der mi?

Doğrusunu ALLAH bilir…

Selam ve Dua ile,

Fikret ARMAN

“ARI – DURU  DİN  YALNIZ  ve YALNIZ ALLAH’INDIR.”

“Dileğim; tüm inananların ALLAH’ın dininde ve dosdoğru bir yol üzerinde olmasıdır.”

kurani-kerim-turkce-meali-hicr-suresi-55_7998251-6050_1280x720 

Öncelikle şu inancımı vurgulamalıyım. “İnancı ne olursa olsun bütün inançlara saygım sonsuzdur…”  Ben biliyorum ki, hesap günü her kişi sadece “kendi” hesabını verecek. O nedenle kişilerin;  ALLAH’ın dinine inanması, Şintoizm, Budizm, Animizm, Ateizm ve diğer inançların her hangi birisinden olması “inanç” açısından beni bağlamıyor.  “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara suresi 256. Ayet)

Benim üzerinde durmak istediğim konu “Elhamdülillah Müslümanım” diyen kardeşlerimle ilgili. “Elhamdülillah Müslümanım” dediğimiz halde, onlarca, hatta yüzlerce binlerce gruplara ayrılmış bu kardeşlerimizin gerçekten ALLAH’ın dininden olup olmadıklarını kendilerinin sorgulamalarını istememdir. Hiç korkmadan kendimizi sorgulayalım.  Gerçekten iman ettiğimiz ALLAH’ın arı-duru dininden miyiz yoksa doğru yoldan sapmış olup, hala kendimizi doğru yol üzerinde mi zannediyoruz?

*

Zümer suresi 3. Ayet: Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha veliler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Böyle diyor Yüce ALLAH… Sıfatını, sadeliği, tekliği anlatan hangi kelime ile tanımlarsanız tanımlayın… İster arı deyin ister duru, ister katışıksız deyin ister saf,  ister halis deyin ister gerçek… Bu sıfatların birisi ile tanımlanan din yalnız ve yalnız ALLAH’ındır…

Katışıksız din; içinde ALLAH’ın bildirdiğinin dışında bilgi bulunmayan dindir. İşte bu din Yalnız ve yalnız ALLAH’ın dinidir. Bu dine ulaşabileceğimiz tek kaynak ise yalnız ve yalnız KUR’AN-I KERİM’dir.

Yüce ALLAH, Zümer Suresi 3. ayetinde; “Gözünüzü açıp kendinize gelin!” diyor… “Yalancı  ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamam.” diyor. Bunu biliyor ve hala ders almıyorsak, düşünüp aklımızı kullanmıyorsak, ALLAH’tan korkmuyorsak; yalana ve nankörlüğe devam edeceksek, söylenecek söz kalmamış demektir.

Soru şu… Bugün İslam alemine baktığımızda ALLAH’ın dinini uygulayan Müslüman görebiliyor muyuz? Yoksa, hemen hemen hepsi Kur’an’ı terketmiş, ALLAH’ın dininden kopmuş, velilerin peşinden mi koşuyorlar?

Furkan Suresi 30. Ayet: “Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”

*

ALLAH; onlarca ayetinde, “Okuyun, anlayın, düşünüp aklınızı kullanın”  diye emrederken, “Anlamanız, düşünmeniz  gerekmez. Sizin yerinize biz düşünürüz. Arapça okuyun yeter!” diyenlerin dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

Onlarca ayetinde, “Biz bu kitapta her şeyi açık-seçik söyledik.” diyen ALLAH’ın ayetleri açık-seçik değilmiş gibi, ALLAH’a dinini öğretircesine, bu ayetleri kafalarına göre açıklayıp ilaveler yapanların dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

“Biz bu Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” diyen ve Ayetlerinde haram ve helalleri sayan Yüce ALLAH’ın saydıkları eksikmiş gibi, onlara korkmadan ilaveler yapanların dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

ALLAH, indirdiği Kitabında Namazları isimleri ile bizlere söylemişken, çeşitli isimler altında namazlar icat edip “bunlar da ALLAH’tandır” diyen zalimlerin iz sürdüğü bir din ALLAH’ın dini olabilir mi?

ALLAH, indirdiği Kitabında abdesti iki-üç cümle ile açıklamışken, “ABDESTİN SÜNNETLERİ”ni (dikkat edin… Sünnetlerini) 214 sayfalık bir kitapta açıklayan bir anlayış ALLAH’ın dini olabilir mi?

Onlarca ayetinde “Yalnız ve yalnız Bana kulluk edin” diyen ALLAH’a nisbet edercesine; ALLAH’ın kulları içerisinden seçtikleri önderlerini(!) kendilerine veli edinip, onlara kulluk edip, onların izinden gidenlerin dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

Ayetlerinde, “Bölünmeyin, parçalanmayın, fırkalara ayrılmayın” diyen ALLAH’a karşı inat ve ısrarla bölünüp parçalanan, fırkalara ayrılanların dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

“Sakın abdestsiz dokunma!.. Çarpılırsın!.. O’nu ezberleyeceksin ve sadece Arapça okuyacaksın ki sevabına eresin.” diyenlerin ve düşünenlerin dini ALLAH’ın dini olabilir mi?

Cin Suresi 18 ayetinde Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.” diyen ALLAH’ı  hiçe sayarcasına, ALLAH’ın dini ile ilgisi olmadığı halde, indirdiği Kur’an-ı Kerim’den yaklaşık 900 yıl sonra bid’at ile dine sokulan “kandil” ve “mevlid” leri kutlayanların ve bunları camilere sokanların dini ALLAH’ın dini midir?

*

Daha o kadar çok sapık inançlarımız ve fiillerimiz var ki, her birini yazmaya kalksam sayfalarca sürecek… Bu nedenle kısa keseceğim.

Yüce ALLAH, kendi dini için  ”Bu Kitapta söylenenlere sakın dışarıdan hiçbir şey karıştırmayın! Benim gerçek dinim, saf, halis, katışıksız dinim budur!” diyerek KUR’AN-I KERİM’i işaret ettiği halde, başka arayışların içinde olanların durumunu düşünmek istemiyorum.

Lokman Suresi 21. Ayet: Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Yüce ALLAH, “şeytana uymayın yoksa kendinizi ateşli azabın içinde bulacaksınız” diyor ama kime? Okuyup anlayan var mı? Şeytanın ayak izlerini takip etmekten ALLAH’a sığınırım.

Onlarca ayetinde Namazınızı kılın, dosdoğru kılın” diyen ALLAH, Maun Suresi 4. Ayetinde; yetimleri ve muhtaçları doyurmayanları, doyurmaya teşvik etmeyenleri  hatırlatarak “Yazıklar olsun/Lanet olsun o namaz kılanlara!” diyor ise, gerçek imanımızı, gerçek ibadetlerimizi tekrar tekrar gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Hatırlatmak istiyorum… Zühruf Suresi 44. Ayet: “Gerçek şu: Bu Kur’an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.”

Bu yazıyı okuyan Kardeşlerimden bir kısmı soracaklardır… “ALLAH’ın dininde Peygamberimizi nereye koyacağız? O’na itaat etmeyecek miyiz? Hadisler ne olacak?”

O Kardeşlerime her zaman ki cevabımı vereceğim…

“Ben, her zaman olduğu gibi Peygamberimin bizlere tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’deki Enam Suresi 50. Ayetinde söylediği gibi yapacağım… Peygamberim “Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” Demişti… Ben de Peygamberime itaat ediyor, O’nun yolundan, izinden gidiyor ve yalnız ve yalnız KUR’AN’a uyuyorum. Hadislere gelince; ben Peygamberimin KUR’AN’a uymayan sözler sarf etmeyeceğini bildiğim ve Kur’an dışında hareket edeceğini, söz söyleyeceğini düşünmüyorum. O’nun hadisleri, bizlere tebliğ ettiği KUR’AN’da zaten var…”

Doğrusunu ALLAH bilir.

ALLAH’ın dininden olmak ve doğru yoldan ayrılmamak dileklerimle…

Fikret ARMAN